menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor

4 0
previous day

Günümüz insanı hiç olmadığı kadar çok konuşuyor. Ama belki de hiç olmadığı kadar az anlıyor.

Sokakta, evde, ekranlarda, sosyal medyada… Herkes bir şeyler söylüyor. Fikirler havada uçuşuyor. Yorumlar, tepkiler, yargılar ardı ardına sıralanıyor.

Ama dikkat ederseniz, bu büyük gürültünün içinde eksik olan çok temel bir şey var: Dinlemek.

Çünkü dinlemek, yalnızca susmak değildir. Dinlemek; anlamaya niyet etmektir. Ve bu niyet, modern insanın en çok ihmal ettiği şeydir.

Nöropsikolojik açıdan bakıldığında insan beyni, kendi düşüncelerini üretmeye ve savunmaya eğilimlidir. Beyin, karşısındakini anlamaktan çok, ona cevap hazırlamakla meşgul olur.

Bir kişi konuşurken, çoğu zaman karşısındaki gerçekten dinlemez. Sadece sırasını bekler.

Çünkü dinlemek; egoyu geri çekmeyi gerektirir. Ve bu, zihnin pek de sevdiği bir durum değildir.

İşte bu yüzden bugün insanlar konuşurken artık iletişim kurmuyorlar. Sadece yan yana monolog üretiyorlar.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmi Hz.leri der ki: “Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir; ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.”

Bu yüzden eskiden söz azdı, kıymeti çoktu. Şimdi söz çok… ama anlam azaldı.

Sosyal medya bu süreci daha da hızlandırdı. Herkesin konuşabildiği bu dünyada, kimse gerçekten duymuyor.

Çünkü artık amaç anlamak değil, anlar gibi görünmek.

Hasan-ı Basrî hz.leri bu hâli asırlar önce tarif etmiş gibidir: “İnsanların çoğu söz söyler; ama söylediklerinin hesabını düşünmez.”

Daha çok konuşan daha çok fark ediliyor. Daha sert konuşan daha çok dikkat çekiyor. Daha hızlı tepki veren daha “etkileşimli” sayılıyor.

Ama bu hızın içinde derinlik kayboluyor.

Bir cümle tamamlanmadan cevap veriliyor. Bir düşünce anlaşılmadan yargılanıyor. Bir insan dinlenmeden etiketleniyor.

Dinlemek sadece bir iletişim becerisi değildir. Aynı zamanda bir ahlâk meselesidir.

İmam Şâfiî hz.leri: “Konuştuğum zaman pişman olduğum çoktur; ama sustuğum için hiç pişman olmadım” demektedir.

Çünkü dinlemek; karşındakine “sen varsın” demektir. Onu ciddiye almaktır. Onu insan yerine koymaktır.

Dinlemeyen bir toplum, zamanla birbirini anlamayan bireylerden oluşur. Anlaşılmayan bireyler ise ya susar… ya da bağırmaya başlar.

İbn Ataullah el-İskenderî hz.leri şöyle der: “Kalp, hikmetle dolmak isterse, önce gereksiz sözlerden boşalmalıdır.”

Bugün toplumda yükselen öfkenin, artarak yayılan tahammülsüzlüğün, ve derinleşen yalnızlığın altında işte bu dinlenmeme hissi vardır.

Bizim coğrafyamızda, özellikle Erzurum’da, eskiden sözün bir ağırlığı vardı.

İnsanlar konuşmadan önce düşünür, karşısındakini dikkate alırdı.

Büyüklerin sözü kesilmez, sohbetler sabırla sürdürülürdü.

Çünkü bilinirdi ki: Anlamak, konuşmaktan daha değerlidir.

Nitekim iletişim krizinin çözümü daha fazla konuşmak değildir. Daha derin dinlemektir.

Çünkü insan en çok anlaşıldığında iyileşir. Ve en çok dinlendiğinde sakinleşir.

Bugün şunu sormamız gerekiyor:

Gerçekten dinliyor muyuz, yoksa sadece konuşmak için mi bekliyoruz?

Hülasa herkesin konuştuğu bir dünyada, gerçek güç; susabilen ve dinleyebilen insan olmaktır.


© Pusula Gazetesi