menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Denge Geleneğinin Çöküşü: Rafsancani’den Laricani’ye Kırılan Hat

8 0
18.03.2026

Denge Geleneğinin Çöküşü: Rafsancani’den Laricani’ye Kırılan Hat

Denge Geleneğinin Çöküşü: Rafsancani’den Laricani’ye Kırılan Hat

Laricani sonrası kısa vadede sistem daha hızlı karar alabilen ve daha sert tepki veren bir yapıya dönüşebilir. Ancak orta vadede diplomatik kanalların zayıflaması, ekonomik izolasyonun derinleşmesi ve toplumsal memnuniyetsizliğin artması kaçınılmazdır. Uzun vadede ise asıl risk, sistem içi denge mekanizmalarının zayıflamasıdır.

İran siyasetini anlamak için ideolojik etiketlerden çok, bu ideolojiler arasındaki denge mekanizmalarına bakmak gerekir. Çünkü İran, dışarıdan göründüğü gibi tek bloklu bir yapı değil; farklı hiziplerin rekabet ettiği ama bu rekabetin belirli sınırlar içinde tutulduğu bir sistemdir. Bu sistemin ayakta kalmasını sağlayan şey ise “denge aktörleri”dir. Ali Laricani, tam da bu tanıma uyan, İran siyasal sisteminde uzun yıllar boyunca kritik bir rol oynamış bir figürdü.

1957’de Necef’te doğan Laricani, klasik anlamda devrimci bir kadrodan gelmiyordu. Devrim öncesinde hapis geçmişi bulunmayan bu profil, onu radikal devrim elitlerinden ayırıyordu. Ancak güçlü bir ulema ailesine mensup olması ve iyi bir eğitim geçmişine sahip olması, onu sistemin merkezine taşıdı. Şerif Teknoloji Üniversitesi’nde teknik eğitim aldı. Ardından Tahran Üniversitesi’nde felsefe doktorası yaptı. Bu iki hat, onu yalnızca bir bürokrat değil, aynı zamanda entelektüel bir aktöre dönüştürdü. Devrimin en önemli ideologlarından Ayetullah Murtaza Mutahhari’nin kızıyla evlenmesi ise Laricani’yi doğrudan devrimin ideolojik çekirdeğine bağladı.

Laricani’nin kariyeri, İran devletinin en kritik alanlarında şekillendi. İran-Irak Savaşı’nda cephede yer alması ve Devrim Muhafızları içindeki görevleri, ona güvenlik bürokrasisinde güçlü bir konum kazandırdı. 1990’larda siyaset sahnesine giren Laricani, 1992 yılında, Muhammed Hatemi’nin istifasıyla boşalan Kültür ve İslâmî İrşad Bakanlığı görevine atanarak kabineye dahil oldu. Bu göreviyle birlikte devletin kültürel ve ideolojik yönlendirme mekanizmalarının merkezine yerleşti. 1994–2004 yılları arasında ise İran Radyo ve Televizyon Kurumu’nun başkanlığını yürüterek, yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda medya ve kamuoyu inşası süreçlerinde de belirleyici bir rol üstlendi.

Ancak Laricani’nin yükselişi yalnızca kişisel bir başarı hikâyesi olarak okunamaz. Laricani ailesi, İran siyasal sistemi içinde kurumsal düzeyde etkili bir güç odağı hâline gelmişti. Nitekim abisi Sadık Laricani, Yargı Erki Başkanlığı ve sonrasında Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanlığı gibi sistemin en stratejik kurumlarından birinin başına getirilmişti. Böylece Laricaniler, yürütme, yargı ve danışma mekanizmalarına uzanan çok katmanlı bir etki alanı oluşturdu. Ancak bu yoğunlaşmış güç, özellikle Mahmud Ahmedinejad döneminde doğrudan bir hedefe dönüştü. Popülist ve sistem zorlayıcı bir siyaset tarzı benimseyen Ahmedinejad ile Laricaniler arasındaki gerilim, zamanla kişisel rekabetin ötesine geçerek rejim içi hizip mücadelesinin en görünür örneklerinden biri hâline geldi.

Ahmedinejad ile Kopuş: İdeoloji Değil Tarz Çatışması

2005 sonrası dönemde Yüksek Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve nükleer başmüzakereci olarak İran dış politikasının merkezine yerleşen Laricani, Mahmud Ahmedinejad ile yaşadığı çatışmayla dikkat çekti. Bu çatışma ideolojik bir ayrışmadan ziyade siyasal tarz farklılığından kaynaklanıyordu. Ahmedinejad’ın popülist ve çatışmacı yaklaşımına karşı Laricani daha kurumsal ve dengeci bir çizgi benimsiyordu. 2007’de görevden ayrılması ve yerine Said Celili’nin getirilmesi, İran siyasetinde dengeci aktörlerin yerini sert isimlere bırakabildiğini açık biçimde gösterdi.

2008’den 2020’ye kadar 12 yıl boyunca Meclis Başkanlığı yapan Laricani, bu dönemde İran siyasetinde benzersiz bir rol üstlendi. Ilımlı muhafazakârlarla pragmatist-reformist kesimler arasında bir köprü kurarak sistem içi gerilimleri yumuşattı. Hasan Ruhani ile kurduğu iş birliği, özellikle nükleer anlaşma sürecinde belirleyici oldu. Bu süreçte Laricani, Rehberlik makamı ile hükümet, güvenlik bürokrasisi ile diplomasi ve radikal unsurlar ile pragmatist aktörler arasında bir denge unsuru olarak öne çıktı. Hatta zamanla klasik muhafazakâr çizginin ötesine geçerek reformist-pragmatist aktörlere daha yakın bir pozisyon aldığı ve bu eksende hareket ettiği açık biçimde gözlemlendi.

2021 ve 2024 seçimlerinde adaylığının veto edilmesi, Laricani’nin sistem içindeki sınırlarını ortaya koydu. Ancak tamamen dışlanmadı; İran siyasal sistemi ihtiyaç duyduğu aktörleri tamamen tasfiye etmek yerine belirli pozisyonlarda tutma eğilimindedir. Nitekim 2025’te yaşanan savaş sonrası yeniden Yüksek Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevine getirilmesi, sistemin kriz anlarında yeniden denge arayışına girdiğini gösterdi. Laricani’nin suikast sonucu hayatını kaybetmesi yalnızca bir siyasetçinin ölümü değil; İran siyasetinde pragmatizm ile güvenlikçi sertlik arasında kurulan o hassas dengenin de ciddi biçimde zayıflaması anlamına gelmektedir.

Laricani Sonrası: Sertleşen Siyaset

Laricani’nin sahneden çekilmesi, sistemin işleyişinde yapısal bir değişimin de habercisi. Onun ardından bu kritik göreve gelebilecek isimlerin çoğu daha sert ve ideolojik çizgilere yakın figürlerdir. Bu koltuğa; geçmişte de Laricani’nin yerine gelen ve Batı karşıtı, uzlaşmaz çizgisiyle bilinen Said Celili, Pasdaran kökenli güvenlikçi yaklaşımıyla öne çıkan Ali Ekber Ahmediyan veya Paydari Cephesi çevresinden radikal isimler gelebilir. Bu durum, İran siyasetinde pragmatizmin geri çekilip ideolojik sertliğin öne çıkacağı bir dönemin habercisi olabilir. Bu süreçte yeni nesil muhafazakârlar, yani Devrim Muhafızlarıyla yakın ilişkili isimler, iktidarlarını daha da pekiştirme imkânı bulacaktır. Hatta daha ileri bir okumayla, devlet aygıtı üzerindeki belirleyici ağırlığın sivil-siyasal aktörlerden güvenlik bürokrasisine doğru kaydığı, başka bir deyişle sahanın masanın önüne geçtiği bir evreye girildiği söylenebilir.

İran Olumsuz Etkilenir mi?

Bu değişimin etkisi çok katmanlı olacaktır. Kısa vadede sistem daha hızlı karar alabilen ve daha sert tepki veren bir yapıya dönüşebilir. Ancak orta vadede diplomatik kanalların zayıflaması, ekonomik izolasyonun derinleşmesi ve toplumsal memnuniyetsizliğin artması kaçınılmazdır. Uzun vadede ise asıl risk, sistem içi denge mekanizmalarının zayıflamasıdır. Laricani gibi aktörler krizleri yönetilebilir kılarken, onların yokluğu kriz üretme kapasitesini artırabilir ancak çözme kapasitesini zayıflatır.

İran’ı bugüne kadar ayakta tutan temel unsur ideolojik bütünlükten çok, farklı güç merkezleri arasındaki dengedir. Ali Laricani bu dengenin en önemli taşıyıcılarından biriydi. Onun sahneden çekilmesi İran’ı anında çökertmez; ancak sistemi daha sert, daha kapalı ve daha kırılgan bir yapıya doğru iter. Bu tür sistemler genellikle dış baskıyla değil, kendi iç dengelerini kaybettiklerinde sarsılır. İran için asıl risk de tam olarak burada yatmaktadır.

Laricani’nin üstlendiği bu rol, aslında İran siyasetinde daha önce görülen bir geleneğin devamıydı. Nitekim 1980’lerde Meclis Başkanlığı döneminde Haşimi Rafsancani de benzer bir şekilde devrimci ideoloji ile devlet aklı arasında denge kuran, farklı güç odaklarını aynı çerçeve içinde tutabilen bir “amortisör” işlevi görmüştü. Bu açıdan Laricani, Rafsancani sonrası dönemde aynı denge refleksini yeniden üreten nadir figürlerden biri olarak öne çıkıyordu. Onun yokluğu, yalnızca bir aktörün kaybı değil; İran siyasal sisteminde süreklilik arz eden bu denge geleneğinin de zayıflaması anlamına gelmektedir.

Gerilimin Tırmanması Neden İran’ın Lehine?

İran’ın Bitmeyen 20. Yüzyılı

İkinci Kez Arşidük Ferdinand Düşerken

Nüfuz Alanları Yanılsaması

Mücteba Hamaney Nasıl Rehber Oldu?

Denge Geleneğinin Çöküşü: Rafsancani’den Laricani’ye Kırılan Hat

Âlim Çoktu Bilim Neden Yoktu?

İftar Sofralarından Türkiye’nin Zor Davasına Tanıklık

Patreon aracılığıyla Perspektif'e destek verebilirsiniz.

Perspektif'e destek ver

© 2026 – Sitede yer alan fikirler yazara aittir ve Perspektif’in editoryal tercihlerini yansıtmayabilir. Kaynak gösterilmesi ve link verilmesi kaydıyla kısmen alıntı yapılabilir.


© Perspektif