Yeni Parti ve Dış Politika
Yeni Parti ve Dış Politika
Yeni Parti ve Dış Politika
Yeni Parti’nin söz konusu yeni jeopolitik momenti tanıyıp, kuşattığını gösteren bir dış politika perspektifine ihtiyaç var. Şüphesiz kendi yol ve yordamına da yakışan bir perspektife.
“2023 tekrar eder mi” başlıklı önceki yazımda, 2023’te olduğu gibi bugün de kaybedebilir görünen Erdoğan’a bir kez daha kazandırmamak için Yeni Parti’nin, İYİ Parti, Zafer Partisi ve DEM Parti seçmenini, partilerinden gelebilecek alternatif tekliflere rağmen, muhalefetin cumhurbaşkanı adayını desteklemeye ikna edebilmesi gerektiğini, bunun için de Yeni Parti’nin yeni bir Türkiye programına kurmaylık edip, Erdoğan’la temsil olunan Türkiye Yüzyılı fikrini “aşan” yeni bir Türkiye fikri oluşturması gerektiğini öne sürmüştüm. Hale ve geride kalan on yıla bakınca, bu türden bir fikrin ana başlıkları adalete, demokrasiye, liyakate, üretim ekonomisine dönüş, herkesi kapsayan, kimseyi geride ve dışarıda bırakmayan bir toplum/millet/cumhuriyet fikrine geçiş gibi konular etrafında düşünülebilir görünüyor. Öte yandan, yine önceki yazıda öne sürdüğüm üzere, memleketin bütün bu konular etrafındaki hali Erdoğan’ı 2023’te olduğu gibi bugün de kaybedebilir kılarken, artık geri dönülemez bir safhaya geçmiş görünen “süreç” ve destekleyenleri gibi muhaliflerinin bir kısmı tarafından bile “Türkiye’yi dünyaya ve bölgeye istikamet veren ülke kılan lider” olarak görülmesi, Erdoğan’ı bu kez de seçilebilir kılıyor.
Bu durum, Yeni Parti’nin kurmaylık etmesi beklenen Yeni Türkiye fikrinin iki özel başlığının dış politika ve Kürt meselesi olduğuna işaret ediyor. Süreç yasasıyla ilgili “kararsızlığı” ve bütün kamuoyu yoklamalarında en zayıf bulunduğu alanın dış politika olması da Yeni Parti’nin bilhassa hikmet göstermesi gereken iki konunun Kürt meselesi ve dış politika olduğunu teyit ediyor.
Özetle, 2023’ün bir kez daha tekrar etmemesi için Yeni Parti’nin Türkiye teklifinin dış politika ve Kürt meselesi başlıklarında Erdoğan’la anılan ya da Erdoğan’a yakıştırılan içeriği hiç olmazsa nötralize edebilmesi gerekiyor.
Kürt meselesi bahsini sonraki yazıya bırakıp dış politikada Erdoğan’ı dengeleyebilecek içeriğin ne olabileceği hakkında birkaç söz edeyim.
Butlan öncesi CHP’nin ve bugün Yeni Parti’nin dış politika perspektifi, ister içeriden ister dışarıdan bakılsın, birkaç bildik önerme ya da mottoya sıkışmış görünüyor: “AB’ye tam üyelik”, “Yurtta sulh, cihanda sulh”, “(maceracılıktan, Ortadoğu bataklığından vs.) “uzak durmak”. Uluslararası hukuka ve kurumlara hürmet ve dünya siyasetine Batı ya da NATO dairesinden bakış da bunlara eklenebilir. Bunlara indirgenemeyebilir, lakin butlan öncesi CHP’nin ve Yeni Parti’nin dış politika perspektifinin içeriden de dışarıdan da esas olarak böyle göründüğüne çok kuvvetli bir itiraz olmasa gerek.
Ortalama vatandaş aklına (artık) yatmasa da, Yeni Parti’yle anılan bu dış politika perspektifi yersiz, anlaşılmaz değil. Söz konusu perspektifi özetleyen mottoların her birinin ardında köklü tarihsel gelişmeler, bu tarihsel gelişmelere verilen makul tepkiler var. Biraz indirgemeci olmak pahasına, “Yurtta sulh, cihanda sulh”, I. Dünya Savaşı’nın galipleriyle Türkiye Cumhuriyeti fikri ve sınırları etrafında bir uzlaşmanın göstergesiydi. Dünyaya Batı ve NATO perspektifinden bakmak İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’ye karşı Batı güvenlik şemsiyesine dahil........
