Dünyaya Bir Kez Çocukken Bakarız
Dünyaya Bir Kez Çocukken Bakarız
Dünyaya Bir Kez Çocukken Bakarız
UNICEF raporunda yeniden gözümüze çarpan eşitsizlik tablosu, aslında ülkemizde uzun süredir bildiğimiz, takip ettiğimiz ve her karşılaştığımızda içimizi burkan gerçekleri yeniden hatırlatıyor.
Son günlerde eğitim bahsi açıldığında kâh anaokulu öğrencilerine yakılan “mezuniyet kınası”na, kâh üzerine “LGS annesi” yazılı kuşak takarak sınava giren çocuklarıyla fotoğraf paylaşanlara, kâh “4 yıllık birliktelik sona erdi” diyerek ortaokula geçen öğrencileri için kurdele kesip ağlayan Tik Tok öğretmenlerinin “performans sanatına” dönüyor konu derhal…
Oysa, asıl konuşmamız gereken şey, dijital dünyanın narsist ihtiyaçlarını doyurmaya muhtaç bireylerin -veya büyüyememiş yetişkinlerin- zaten türlü yoksunluklar içerisinde bocalayan çocuklardan rol çalıp, türlü etik ve hukuki ihlaller eşliğinde çocukların kurgulanmış görüntülerini ve duygularını dijital beğeniye sunarak alkış toplama çabaları veya eğlence performansları değil…
Asıl kriz, asıl eşitsizlik, asıl yara çok farklı bir yerde…
Geçtiğimiz günlerde “anı tümseği” (reminiscence bump) denen bir olguyla tanıştım. Kişi, 15-30 yaş aralığındaki olayları çok daha net ve ayrıntılı anımsarmış. Bu da söz konusu dönemde zihinsel kapasitenin çok güçlü olmasıyla, kişiliğin oluşmasıyla ve bireyin mezuniyet, evlilik, çalışma hayatına giriş gibi “ilkleri” yaşamasıyla ilintili olarak yorumlanıyor.
Louise Glück’ün Yuvaya Dönüş şiirindeki o çarpıcı dizeyi doğrularcasına… “Dünyaya bir kez çocukken bakarız, gerisi hatıradır.”
Belki de bu yüzden çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yaşananlar, yalnızca bireysel belleğimizin değil, bugünümüzün ve geleceğimizin de temelini oluşturuyor. O yıllarda karşılaştığımız fırsatlar kadar mahrumiyetler, gördüğümüz destek kadar yaşadığımız eşitsizlikler de hayat boyu bizimle, net bir şekilde kalıyor.
Çocukluğun, yetişkin yaşamının yönünü belirleyen kritik bir eşik olduğunu hatırlatan çarpıcı bir çalışma da kısa süre önce yayımlandı.
UNICEF Innocenti’nin devletlerin çocuk hakları karnesini yıllık olarak ortaya koyan “Eşitsiz Fırsatlar: Çocuklar ve Ekonomik Eşitsizlik (Unequal Chances: Children and Economic Inequality)” başlıklı raporu, bu yıl gelir eşitsizliklerinin çocukların iyi olma halini nasıl şekillendirdiğini masaya yatırıyor.
Raporda bunun için dört temel soru soruluyor:
Dünyanın en zengin ülkelerinde bile neden bazı çocuklar diğerlerinden daha geride kalıyor?
Ekonomik eşitsizlik, çocukların iyi olma halini nasıl şekillendiriyor?
Çocuklar, yaşadıkları eşitsizlikleri ne şekilde algılıyor?
Her çocuğun eşit fırsatlara erişebilmesi için neler yapılabilir?
OECD ve/veya Avrupa Birliği’ne üye 44 ülkenin incelendiği raporda Türkiye açısından çarpıcı ve düşündürücü bulgular var:
Türkiye, incelenen ülkeler arasında çocukların fiziksel sağlık (çocuk ölümleri ve obezite), ruhsal iyi oluş hali (yaşam memnuniyeti, ergen intiharları) ve becerilerden (akademik yetkinlikler, sosyal beceriler) oluşan genel çocuk refahı sıralamasında 36’ncı sırada yer alıyor. Türkiye üç temel alanda sıralamanın en alt grubunda. Bu açıdan, Uruguay, Kolombiya ve Şili ile “aynı ligde” yer alıyoruz.
15 yaşındaki çocukların yaşam memnuniyeti açısından da Türkiye son sırada. Çocukların yalnızca C’ü, yani yarıdan azı, yaşamlarından memnun olduğunu belirtiyor. Aynı oran Hollanda’da ise , yani neredeyse çocukların tümü yaşamından memnun.
Rapor, Türkiye’nin gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldığını anımsatıyor ve gelir dağılımının en üst % 20’lik diliminde yer alanların gelirinin, en alt % 20’lik dilimde bulunanların gelirinin en az sekiz katına ulaştığını belirtiyor. Gelir eşitsizliği açısından da Kosta Rika, Şili ve ABD ile “aynı ligde” yer alıyoruz.
Rapora göre, çocuk yoksulluğunda Türkiye (1,6),........
