menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Türkiye Ne NATO’nun Otomatik Aparatı Olmalı Ne de Rusya’yla Stratejik Körlük Yaşamalı”

19 0
09.07.2026

“Türkiye Ne NATO’nun Otomatik Aparatı Olmalı Ne de Rusya’yla Stratejik Körlük Yaşamalı”

“Türkiye Ne NATO’nun Otomatik Aparatı Olmalı Ne de Rusya’yla Stratejik Körlük Yaşamalı”

“NATO’nun savunma ekonomisi ittifakına dönüşmesi, savunma sanayiinin büyümesi ve askeri harcamaların artması otomatik olarak barış üretmez. Daha fazla silah, daha fazla caydırıcılık sağlayabilir; ama aynı zamanda güvenlik ikilemini de derinleştirebilir. Bir tarafın savunma kapasitesi olarak gördüğü şey, diğer tarafça saldırı hazırlığı olarak algılanabilir.”

NATO Ankara Zirvesi, Transatlantik İttifak’ın dönüşümü açısından hayatı bir önem taşıyor. Bu önemin arkasında, Rusya-Ukrayna savaşı ile yükselen Rusya tehdidine karşı belirlenecek kolektif savunma stratejisi kadar bu savunmayı sağlayacak savunma sanayiindeki NATO’nun boşluğunu da doldurmak geliyor. Bu tablo, NATO’nun soğuk savaş sonrası askeri caydırıcılık başlıklarında düştüğü yetersizlik ile ilişkilendirilerek, NATO’nun ortak tehdit algısı kadar ortak savunma ekonomisini de merkezine almasını doğurdu. Bu da, savunma sanayiinde Türkiye’den faydalanmayı veya NATO’nun düştüğü savunma sanayi yetersizliğini Türkiye üzerinden kapatmayı beraberinde getirecek. 

NATO’nun savunma sanayiindeki yetersizliği ya da Amerika’nın yükü Avrupa’ya tevdi etme refleksi, Türkiye’nin cephe ülke konumundan merkezi ülke konuma taşırken beraberinde birtakım riskleri de getiriyor. Daha fazla askeri üretim daha fazla caydırıcılık kadar daha fazla dünyanın güvenli ve istikrarlı olması demek değildir. Hatta dünyayı daha yaşanılmaz bir noktaya evirecek savaşların, krizlerin, askeri ve siber saldırıların ortaya çıkması demektir. Bu yüzden Türkiye NATO’nun askeri üretim aparatı olmamalı, savunma sanayisin stratejik özerklik ile dünyayı daha güvenilir ve istikrarlı kılacak bir noktaya dönüştürmeye odaklanmalıdır.

NATO’nun tüm bu fırsat ve risklerini, Türkiye’nin NATO içinde nasıl konumlanması gerektiğini, NATO elitlerinin Türkiye’nin savunma sanayisine olan övgülerinin arkasındaki dinamikleri, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü’nde Uluslararası İlişkiler profesörü olan Mehmet Özkan ile konuştuk. 

AVRUPA NE TAM BAĞIMSIZ STRATEJİK AKTÖR OLABİLİYOR NE DE ESKİSİ GİBİ ABD’YE YASLANABİLİYOR

Avrupa’nın “stratejik belirsizlik” içinde olduğunu hem içerdeki AB elitleri hem de dışındaki uzmanlar bunu sıklıkla dile getiriyor. Avrupa stratejik belirsizlik içine nasıl düştü? Hangi küresel ve bölgesel faktörler bunu doğurdu?

Avrupa’nın stratejik belirsizliği üç kırılmanın sonucudur. Birincisi, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin güvenlik şemsiyesine fazla yaslandı ve kendi jeopolitik kapasitesini geliştirmedi. İkincisi, Ukrayna Savaşı Avrupa’ya Rusya tehdidini yeniden hatırlattı ama Avrupa’nın tek başına caydırıcı bir güç olmadığını da gösterdi. Üçüncüsü, ABD’nin Trump dönemiyle daha işlemci ve maliyet hesabı yapan bir çizgiye kayması, Avrupa’nın “ABD bizi ne kadar korur?” sorusunu kalıcı hâle getirdi.

Bugün Avrupa’nın sorunu yalnızca Rusya değildir. Enerji güvenliği, göç, savunma sanayii yetersizliği, ABD’ye bağımlılık, Çin karşısındaki ekonomik kırılganlık ve Orta Doğu’daki krizler Avrupa’yı aynı anda sıkıştırıyor. Bu nedenle Avrupa ne tam bağımsız stratejik aktör olabiliyor ne de eski rahatlıkla ABD’ye yaslanabiliyor. Belirsizlik buradan doğuyor.

NATO’NUN GELECEĞİNİ DIŞ TEHDİTLERDEN ÇOK İÇ UYUMSUZLUKLAR BELİRLEYECEK

NATO’nun geleceği; kendine biçtiği tehditlerden çok, müttefiklerin siyasi işbirliğindeki çatlaklık, stratejik uyumsuzluk, güç paylaşımındaki anlaşmazlık, siyasi irade zayıflığı olduğu görülüyor. NATO’nun geleceğini yakın ve orta vadede sizce iç sorunlar mı dış tehditler mi şekillendirecek?

Yakın ve orta vadede NATO’nun geleceğini dış tehditlerden çok iç uyumsuzluklar belirleyecek. Rusya, Çin, siber saldırılar ve hibrit tehditler elbette önemlidir. Ancak NATO’nun asıl meselesi artık “düşman kim?” sorusu değil, “müttefikler aynı tehditleri aynı şekilde mi görüyor?” sorusudur.

Soğuk Savaş’ta Sovyet tehdidi bütün üyeleri ortak korku etrafında birleştiriyordu. Bugün tehditler parçalıdır; Doğu Avrupa için Rusya birinci tehdittir, ABD için Çin, Güney Avrupa için göç ve Akdeniz, Türkiye için terör, Suriye, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve bölgesel........

© Perspektif