menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Havf-ı Yezdân Çekildiğinde

16 0
14.07.2026

Havf-ı Yezdân Çekildiğinde

Havf-ı Yezdân Çekildiğinde

Vicdan kavramının özündeki temel anlam yükü, bulmak ve varlıktır (vecede, vücûd). Dolayısıyla vicdan, insanın özünde ve bilincinde dış varlığın ve kendi öz varoluşunun mevcudiyetini hissetmesi, kendi bilincine ve eylemlerine vakıf ve şahit olmasıdır.

“Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdân’ın,Ne irfânın kalır tesiri kat’iyyen, ne vicdânın.”  

Bazı felaketler gürültüyle gelmez. Medeniyet, bazen savaşlarla çözülmez. Sessizce çözülür. Duvarlar ayakta kalır, yollar işler, fabrikalar üretir, üniversiteler diploma dağıtır; fakat görünmeyen bir şey çekilmiştir hayattan. İnsanların yüzlerinde günlük işleyişin meşguliyeti okunsa da gözlerinde anlam ve bu anlamın yaşatıcı heyecanı yoktur artık. Konfor artmış, fakat huzur azalmıştır. Toplumu diri ve bir arada tutan şeffaf tutkal çekilmiştir sanki.

Mehmet Âkif’in “Havf-ı Yezdân” dediği şey tam da budur: Allah hesap sorar endişesi. 

Allah korkusu, sıradan bir ürkme hâli değildir elbette. Bu korku, insanın kendisinden daha büyük bir hakikatin huzurunda bulunduğuna dair inancı ve huzûri bilincidir. İnsanın, hesap vereceğini hesap etmesidir. İradesinin mutlak olmadığını, gücünün sınırlı olduğunu, yaptığı her tercihin varlık düzeninde bir karşılığı bulunduğunu hissetmesidir. Gelinen noktada bireysel ve toplumsal tezahürlerden, bu hissin büyük ölçüde aşınmış olduğu anlaşılıyor. 

Yalnızca biyolojik bir organizma olmadığından insan, sadece ekmekle (maddi yaşam koşulları) yaşamaz. Fakat mahiyeti gereği ekmeksiz de yapamaz.  Bedensel açlık; ekmekle giderilir, anlam ve aidiyet açlığı ekmekle giderilmez. Büyük yanılgılardan biri, insanı ihtiyaçlarının toplamı sanmaktır. Oysa insan, yalnızca biyolojik temelli bir varlık değil, neden yaşadığını sorgulayan, hayatını ünsiyet veren bir bağa (akide) rapteden bir biliş ve duyuştur. Bu açıdan varlıkla sağlam bir bağ kurduran (vesâk), aidiyet duygusunu tahkim eden itikâd ve akîde, birey ve toplum için salt inançtan daha fazlasıdır.  Allah fikrinin, aşkın anlamın ve metafizik ufkun ortadan kalktığı bir dünyada beklenmedik sonuçlar çıkar. İnsan “Tanrı’dan kurtulurken” anlamdan da sıyrılır. Onunla varlık arasında bağ kuran hikâyesi solar, neyi neden yaptığı belirsizleşir. Murakabenin olmadığı bu düzlemde hakikat, kanaate dönüşür ve kanaat, indîleşmeye başlar. Çelişkilerin ve sorunların gittikçe arttığı böyle bir vasatta bireyin ruhunda üç büyük yara açılır: Anlamsızlık, yalnızlık ve kaygı. Toplum boyutunda ise güvensizlik ve duygusal kopuş, sosyal bağı ve dokuyu aşındırarak toplumsal direnci zayıflatır. Tabii ki toplumsal vicdan; toplumun bütün üyelerinin aynı fikirde olması anlamına gelmez. Fakat sağlam bir sosyal bünye için toplumun şu asgari müştereklerde ortaklaşması ve ahlaki gerçeklik duygusu içinde olması beklenir: 

I- Hangi şeylerin meşru görülemeyeceği, 

II- Hangi sınırların ihlal edildiğinde utanç doğuracağı, 

II- Hangi değerlerin fayda hesabının üstünde tutulacağı, 

III-Hangi fedakârlıkların onurlu sayılacağı ve hangi kötülüklerin normalleştirilmeyeceği.

Esas Mesele Ontolojik Boşluk

Modern insanın önemli bir kısmı artık kendisini aşkın bir anlam düzeninin parçası olarak görmediğinden varlığın merkezinden........

© Perspektif