“Erkinlik Marşı”nın Kabulünün 104’üncü Senesinde Ozan Mehmet Akif’i Anmak
İstiklâl Marşı’nın adını değiştirmek basit bir dil değişikliği değildir. Asıl maksat marştaki ruhî derinliği, maneviyatı değiştirmektir. Bunun için ilk iş olarak dilden başlamışlardır.
KÂMİL YEŞİL 12 Mart 2025Başlığı “İstiklâl Marşı’nın Başına Gelenler” diye düşünmüştüm. Fakat orijinal (!), yenilikçi anlayışı (!) gösteren en güzel örnek “Erkinlik”e yazık olmasın (!); bu büyük buluşu (!) herkes öğrensin diye başlığı böyle koydum. Aradan bir asır geçmesine rağmen İstiklâl Marşı’nın hâlâ ‘bilinmeyen’, ‘az bilinen’ yönlerinin olması ne tuhaf değil mi? Safiye Erol’ün Ülker Fırtınası romanını ikinci kez okuyuncaya kadar doğrusu ben de atlamışım. (Demek ki her kitap her yaşta okunmamalı; meraktan başka yaş, bilgi ve dikkati de önemsemeliyiz.)
“İstiklâl”den kimler, neden rahatsız olmuşsa; marşın kabulünü izleyen 10 yılda kelimeyi atmışlar ve yerine “Erkinlik” getirmişler. (Neden yasaklamamışlar hayret doğrusu!)
1941 doğumlu Erkin Koray’a isim olarak verildiğine ve Safiye Erol da kitabının 1944’teki birinci baskısında kullandığına göre “Erkinlik Marşı” o yıllarda en azından bazı çevreler tarafından biliniyor olmalıdır. Kelimenin tedavüle girişi daha eski olmalı ki TDK tarafından 1945’te yayımlanan ilk Türkçe Sözlük “Erkin”e şu karşılıkları vermiş: “Başkasının baskısı ve yasağı altında olmayan, serbest, başkasının kölesi olmayan, hür”; “Erkincilik: Halk, hükûmet idaresine karşı olabildiği kadar erkinlik vermeği doğru bulan politika görüşü, devletçilik ve yetkecilik karşıtı”; “Erkinlik: Erkin olma hali, hürriyet”.
Görüldüğü gibi “İstiklâl” mânâ olarak yer almıyor.
Erkinlik, 30’lu yılların bütün resmî yazışmalarında ve gazetelerde de geçiyor. Bir yüksek lisans tezinin (Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Ulusal Bayramlar ve Önemli Günler (1908-1950 Mersin- Kasım-2019. Hz. Behiye Evirgen) 1935, 30 Ağustos kutlamaları hakkındaki aktarımında “…kıtalar ve örgüt teftiş edilip erkinlik marşı çalınmıştır” denmektedir.
“İstiklâl”in “Erkinlik” olduğu dönem; “aciz” yerine “eksin”in, “muhallet” yerine “kalı”nın kullanıldığı dönemdir ve yazarlar, devlet adamları “Amir adil olmalıdır” yerine “Buyurman tüzemen olmalıdır”, “Rüşvet alan memura acımak halka zulümdür” yerine “Alımsak işyarlara acımak budunu kıyınçtır” gibi sözler yazıp konuşmaktadır.
Köken itibarıyla “er”den mi yoksa “erk”ten mi türetildiği anlaşılmayan yeni kelimeyi kim icat etti bilmiyoruz. Ergenliği geç bulmuş yeni ergenler olduğu anlaşılıyor! Dönem “biz yaptık oldu” dönemi olduğu için “bağımsızlık, özgürlük, hürriyet” anlamlarını aynı anda karşılayan “İstiklâl”e tam kıyamamış olmalılar ki İstiklâl Savaşı’na Erkinlik Savaşı diyememişler. Çünkü o zaman 21 Kasım 1923’te Mustafa Kemal’e tevdi edilen İstiklâl Madalyası’nın karizmasını çizmiş olacaklardı.
Sonuç itibarıyla İstiklâl Marşı’nın başına gelenleri şöyle özetleyebiliriz:
Darbeye Gerekçe Gösterilen İstiklâl Marşı
İstiklâl Marşı’nın okunmaması, okunmasının engellenmesi, marş okunurken gösterilmesi gereken saygının vücut diline yansıtılmaması; 12 Eylül darbesinin gerekçelerinden biridir. Darbeye gerekçe üretsin diye 12 Eylülcülerin bir plan yaptıkları anlaşılıyor. 27 Ağustos 1979 Pazartesi günlüğüne şöyle yazıyor........
