Kopuş Değil Boşluk: Kürt Meselesinde Yanılsamanın Çöküşü
Kürtleri bir kriz öznesi olarak değil, siyasal ve toplumsal hayatın doğal bir parçası olarak ele alan bir yaklaşım, bu boşluğu onarabilecek yegâne zemin olacaktır.
ADNAN BOYNUKARA 5 Şubat 2026Son dönemde Suriye’de SDG hattında yaşanan çözülme, Türkiye’de ve bölgede “Kürtlerin psikolojik veya duygusal kopuşu” ifadesi üzerinden tartışılmaya başlandı. Ancak bu ifade, yaşanan somut gelişmelerden koparılarak, gerçekte ifade etmediği anlamlarla servis edildi. Dahası, sahadaki siyasal ve örgütsel başarısızlığın sorumluluğunu görünmez kılan bir çerçeve işlevi de görüyor. Çünkü bu söylem, var olan durumu açıklamaktan ziyade, örgütsel ve siyasal bir başarısızlığı toplumsal bir kopuş anlatısına dönüştürüyor. Oysa bu iki düzlemin aynı şey olmadığı açık.
Bu ayrımı sağlıklı biçimde yapabilmek için öncelikle gerçeği netleştirmek gerekiyor.
SDG’nin, Şam yönetimiyle 10 Mart 2025’te imzaladığı anlaşmayı fiilen uygulamaması, sahada ayak sürmesi ve Halep’te bazı alanları kontrol etme ısrarı, 6 Ocak 2026’da Suriye ordusu ile yaşanan çatışmaları tetikledi. Dört gün süren çatışmaların ardından örgüt, 10 Ocak’ta Halep’ten çekilmek zorunda kaldı. Bu gelişmeyi takiben Suriye ordusunun Fırat’ın batısındaki SDG kontrolünü sonlandırmak için başlattığı harekât, Arap aşiretlerinin SDG yapısına karşı ayaklanması sonucunu ortaya çıkarttı. Ardından, Fırat’ın doğusu, aşiretlerin ve dolayısıyla Suriye ordusunun kontrolüne geçti. Sonuç olarak SDG yapısı, 18 Ocak 2026 itibarıyla fiilen çöktü. PYD-YPG sınırlı bir alana çekildi ve aynı gün ateşkes ilan edildi. 2 Şubat günü Şam yönetimine bağlı güvenlik birimlerinin Haseke ve Kamışlı şehirlerinin güvenliğini üstlenmesiyle birlikte, Suriye’de yeni bir dönem başlamış oldu.
“Kopuş” ifadesi çerçevesinde yapılan yorumlar, gerçekte yaşanan süreci açıklamaktan çok, onu basitleştiren bir işlev. Askerî ve siyasal çözülmenin ardından, ortaya çıkan tablonun sorumluluğuna ilişkin tek bir değerlendirme yapılmadan, Kürtler arasında bir “kopuş” yaşandığına dair ifade dolaşıma sokulması, sahadaki gelişmeleri açıklamaktan çok, yaşanan başarısızlığın ağırlığını toplumsal bir psikolojiye havale ediyor. Esasen olan biten, ani bir kopuştan ziyade, bir dizi yanılsamanın, temsil iddiasının ve beklentinin aynı anda dağılmasıdır.
Yaşananların siyasal sorumluluk kısmını bir kenara bırakarak mevcut duruma odaklanıldığında, ortaya çıkan tabloyu üç başlık altında ele almak mümkündür.
Koruyucu Güç Yanılsamasının Çöküşü
Suriye iç savaşı boyunca ABD’nin askerî, siyasi ve ekonomik desteğinin yanı sıra, Esad rejimiyle kurulan pragmatik ilişki üzerinden oluşan alan hakimiyeti, uzun süre “Rojava Devrimi” olarak sunuldu. Hatta burada kurulan yapı, bölgesel bir model ve dünya halklarına örnek olarak pazarlanacak kadar ideolojik bir çerçeveye oturtuldu. Bu çerçeve, sahadaki askerî gerçeklikten ziyade, uluslararası güç dengelerinin kalıcılığına dair aşırı bir güvene yaslanıyordu. Bu süreçte PKK çizgisi, ortaya çıkan fiili durumu “bölgesel........
