menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimde Şiddet, Manipülatif Dil veya “Kara Nüfusu” Ne Yapacağız?

15 0
23.03.2026

Eğitimde Şiddet, Manipülatif Dil veya “Kara Nüfusu” Ne Yapacağız?

Eğitimde Şiddet, Manipülatif Dil veya “Kara Nüfusu” Ne Yapacağız?

Biz de eğitim alanını ne yapacağımızı bilmiyoruz, nihai sonucun ne olacağına ilişkin bir tasavvurumuz da yok; mesele düzenin muhafazasıdır ve eğitimde şiddet tartışmaları bu sahte dil ve çözüm sistematiğiyle sorunların kronikleşmesinin zeminini oluşturmaktadır.

“Gerçek şu ki bu ülke bilmiyor kara nüfusu ile ne yapacağını, ‘nihai sonuç’ gibi bir hayali de yok.” 

ABD’deki ırk ayrımcılığına ilişkin analizinde J. Baldwin, bu tespitte bulunur. Amerikan hikâyesi esasında baştanbaşa kendi dışındakini ne yapacağını bilmeme üzerine kuruludur. Bu, adeta doğallaştırılmış bir bilmeme halidir, yapısal bir niteliğe büründürülmüştür. Dolayısıyla buradaki “bilmeme”, konu hakkında herhangi bir fikir sahibi olmamaktan öte derin bir kesin inançlılığa göndermede bulunur. Ne yapacağını bilmeme ve sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin kuşatıcı bir arayıştan ziyade mevcudu bütün kurgusu, yapısı ve işleyişiyle sürdürme ve onun içinden beklentilere uygun bir çözüm bulma arayışına yaslanır. ABD’de beyaz, “kara” nüfusla her tür eşitliğin sağlandığı insani, ahlaki bir çözümün peşinde değildir. Beyazlığın sağladığı imtiyazları yitirmeden “kara nüfusun” tabiiyet koşullarına rıza gösterdiği bir sorun çıkarmama hali olarak meseleyi konumlandırmaktadır. Bu tablo, bana eğitim alanıyla kurduğumuz çarpık ilişkiyi hatırlatıyor. Biz de eğitim alanını ne yapacağımızı bilmiyoruz, nihai sonucun ne olacağına ilişkin bir tasavvurumuz da yok. 

Eğitimde şiddet olaylarının gündemimizde olduğu bugünlerde yürütülen tartışma biçimi ve düzeyi, esasında ABD’nin “kara nüfusu” ne yapacağını bilmeme durumuyla paraleldir.

Türkiye’de Mesele Mevcudun Muhafazasıdır

Türkiye, tüm meselelerinde temel yaklaşım olarak üç tür pozisyon üzerinden çözüm arayışına gitmektedir. “Türkiye” veya “düzen” kelimelerini, sadece sistemden, bürokratik yapıdan değil aynı zamanda buna hayat veren insanlardan da bahsettiğimi belirtmeliyim. Kabaca “biyografikleştirme, yalıtma, çaresiz stratejilerle baş etme” olarak özetlenebilecek bu üç pozisyon, anlamlı bir stratejiye yaslanmadığı gibi işlevsel bir analize de dayanmamaktadır. Mesele düzenin muhafazasıdır ve üstelik bu sahte dil ve çözüm sistematiğiyle meseleleri kronikleştirme pahasına yapılmaktadır. Zaten Türkiye’nin temel handikapı burada görünüm kazanmaktadır. Türkiye, yerleşik düzenin herhangi bir şekilde farklılaşmasına, başka bir terkiple dönüşümüne yol verebilecek her girişim karşısında son derece dirençli refleksler geliştirmiş ve bu tür durumlara götürebilecek en küçük gelişmeler karşısında bile teyakkuz durumuna geçmeyi başarabilecek zinde bir konformist bünye oluşturmuştur. O yüzden anlamlı değişim çabalarının tümünü rayından çıkaracak bir varlığa dönüşmüştür. Bu öyle bir varlık ki, mevcudun değişmemesi için çok radikal değişikliklere bile girişmekten geri durmaz. Sabit, pasif, içe kapanık, donuk bir varlık gibi algılanmasın. Çok daha kompleks, çok daha devingen ve çok daha dinamik bir varlık bu karşımızdaki. Kıymeti ne olursa olsun eldekinin yitirileceğinden duyulan derin bir korkunun, endişenin yönlendirdiği bir varoluş hali. Eldekinin sorunları çözüp çözmediği, gelişimimize imkân tanıyıp tanımadığı gibi ana boyutlar maalesef bu korku ve endişe karşısında anlam yitimine uğramaktan kurtulamazlar.

Gerçeklikle Savaş, Sorunları Kronikleştiriyor

Eğitimde şiddet tartışmalarının da müşahhas şekilde gösterdiği bu duruma yeniden bakmakta fayda görüyorum. Toplumsal-siyasal hayatımızın genetiğinden kaynaklanan ve her türlü kurum ve ilişkiye sızan eğitimde şiddet gibi yapısal meseleleri, arızi, beklenmedik hadiselere çeviren çarpık kavrayış tam da bu gerçekliğin görünmemesine ayarlı olduğu için buna uygun bir işleyişe yol açıyor. Ayarlaması, kodifikasyonu düzenin muhafazasına endeksli olduğundan hayatın realitesinden sadakat bekleyen bir gerçek dışılığa ve dolayısıyla gerçeklikle savaşa dönüşüyor. Nitekim sorunların kronikleşmesinin zemin........

© Perspektif