Video / “O Yıllarda Öyleydim, Şimdi Değil!”
Prof Herkül Millas, “Muş Ovasında Bir Sakıncalı Piyade — Askerlik Anıları” başlıklı kitabını, Muş’ta Istanbullu arkadaşları, Ermeni ve Kürtlerle geçen günleri anlattı.
Mola’da konuğum 86 yaşında bir “genç”: Prof Herkül Millas.
Esasen, ailecek Ankaralı, Millas. Sonra, Istanbul. Feriköy Rum İlkokulu ardından Robert Kolej’de eğitim, inşaat mühendisi olarak mezuniyet. Uzun yıllar mühendislik yaptıktan sonra 1980’lerden itibaren tüm ağırlığını kültür, edebiyat ve siyasete verdi.
Hep hızlı koştu. Gençlik yıllarında 100 ve 200 metrede Türkiye şampiyonlukları bulunan milli bir atletti. Aynı zamanda ateşli bir sosyalist olarak Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kurucu kadrosunda da yer aldı, solda hareketlenmenin —ve daha sonra da bölünmelerin, dağılmaların —gerçekleştiği 1960’larda diğerleri gibi o da epey sıkıntı çekti. Rum azınlık mensubu olmanın ceremesi de üzerine eklendi. Eşi Evi ile uzun yıllar önce Atina’ya yerleşti.
Prof Millas, siyasetbilimci, yazar, çevirmen, araştırmacı.
Türk-Yunan ilişkileri, ulusal kimlik inşası, edebiyat ve tarih yazımında “öteki” kavramı ile stereotipler, basmakalıp algılar, milliyetçi saplantılar üzerine yaptığı yetkin çalışmaları var.
Ankara Üniversitesi Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nın kuruluşunda önemli rol oynadı. Türkiye ve Yunanistan’daki çeşitli üniversitelerde dersler vererek iki toplumun karşılıklı algılarını ve önyargılarını inceledi. Çalışmaktan hiçbir zaman geri durmadı, habire üretiyor.
Onunla yeni çıkan kitabı “Muş Ovasında Bir Sakıncalı Piyade — Askerlik Anıları” başlıklı kitabını konuştum.
Sohbetimizin tamamı burada.
Muş ovasına sakıncalı askerler olarak gittiğinizde gerek sen, gerekse merhum dostum Demir Özlü inançlı birer Marxist idiniz ve sıkı bir değişim yanlısıydınız. Demir arada bir bana o günleri anlatırdı, ve bana sürreel gelirdi anlattıkları. Osman Ulagay da var o sahnede, İsmet Özel de... Uzun süren ve Anadolu insanıyla kucak kucağa geçen bu karşılaşmalar size eziyet diye tasarlanmıştı. Nasıl bir duygusal iz bıraktı sizde o günler? Zulüm, eziyet, absürdite, egzotik bir haz?
Hepimiz aynı biçimde yaşamadık askerliği sanıyorum. Ben biraz macera, daha doğrusu ideolojimin gerektirdiği bir bedel olarak gördüm sanıyorum. Tabii ki canım sıkıldı, özellikle eşimin hesabına üzüldüm. Yalnızlık yaşadı ve hamile idi. Ben biraz spor gibi yaptım askerliği ve özel bir durumu yaşadığıma day inanırdım: halkı yakından tanıyacaktım.
Bir tür eğitimdi benim için, “öğreniyordum”. Bugün de öyle düşünüyorum. Bizim sınıftan olamayan biriyle rahat konuşabileceğime inanırım. On sekiz ay aynı koğuşta bulundum onlarla.
Ama Demir çok sıkıldı. Moral izniyle üç ay İstanbul’da kaldı. Benim moralim hiç bozulmadı. Fransızcamı sistemli çalıştım, eski yazıyı öğrendim, anılarımı yazdım. Kürtçe öğrenmemiş olduğuma hayıflanıyorum.
Bir inat ve dayanma yanı da vardı bu askerliğin. Eziyeti hisetmemiz, belki pişmanlık duymamızı istediler. Ezerek mesaj da verilecekti. Bunlara karşı çıkmanın yolu “dayanmadan” ve “askerlikten kazançlı........
