Güldem Atabay: ‘Müstehcen’
81 ilin başsavcılığına gönderilen “genel ahlak ve müstehcenlik” konulu genelge, çocukları ve aileyi zararlı içeriklerden koruma gerekçesiyle sunuldu. Ancak karşımızda basit bir çocuk koruma tedbirinden çok daha fazlası var. “Genel ahlak”, “aile yapısı”, “milli ve manevi değerler”, “cinsiyetsizleştirme” gibi sınırları son derece geniş kavramlar üzerinden ceza hukukunun, erişim engellerinin ve mali soruşturmaların kullanım alanı genişletiliyor.
Çocukların cinsel istismardan, müstehcen içerikten ve dijital sömürüden korunmasına kimsenin itirazı olamaz. Devletin burada pozitif yükümlülüğü de var. Ancak genelgenin tehlikesi, bu tartışılmaz amaçtan hareket ederek sınırları tartışmalı ve son derece güçlü bir müdahale mekanizması kurmasında.
Dolayısıyla soru, ahlakın sınırını kimin çizeceği.
“Müstehcenlik” zaten ifade ve sanat özgürlüğü açısından tartışmalı bir ceza hukuku alanıyken yanına “genel ahlak” ekleniyor. Bakanlığın söyleminde “aile kurumu”, “milli ve manevi değerler” ve “toplumsal düzen” devreye giriyor. “Cinsiyetsizleştirme” gibi ne olduğu belirsiz bir kavram aileyi ve milli-manevi değerleri tehdit eden “zararlı akımlar” arasında değerlendiriliyor.
Bir savcının ahlaka aykırı bulduğu içerik başka bir yurttaşın yaşam biçimi, sanat anlayışı, siyasi görüşü veya kendini ifade etme şekli olabilir. “Genel ahlak”ın sınırları açık biçimde çizilmediğinde ceza hukuku somut zararı önlemekten çıkarak toplumun nasıl yaşaması gerektiğini belirleyen bir araca dönüşebilir.
Bir sosyal medya paylaşımı veya internet sitesi hakkındaki ihbar yalnızca o içeriğin incelenmesiyle sonuçlanmayabilir. İçerik “genel ahlaka aykırı” değerlendirilirse erişim engeline, örgütlü suç soruşturmasına, mali incelemeye uzanan bir zincir kurulabilir. Başlangıçta bir içerik tartışması, kişinin banka hareketlerinden çalıştığı kuruluşa ve ilişki içinde bulunduğu insanlara kadar genişleyen, tutuklayan, el koyan devlet........
