Trans-Irk ve Kimlikler: Dr. Deniz Duruiz ile bir söyleşi
En son yazımda, ırk kavramının tarihsel ve politik temellerini sorgulayarak, güncel tartışmalarda Türkiye’de pek olmasa da özellikle ABD’de ve Uzakdoğu ülkelerinde öne çıkan trans-ırk geçişlerine bakmıştım. Irkın biyolojik değil, kültürel ve politik mekanizmalarla inşa edildiğini hatırlamanın ve bireysel kimlik tercihinin hangi iktidar yapılarına dayanarak şekillendiğini tartışmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda, uzun yıllardır göçmen emek, ırksallaşma ve ırk-kimlik ilişkileri üzerine çalışan sosyokültürel antropolog Dr. Deniz Duruiz ile bir söyleşi yaptık. Deniz’in hem Türkiye’deki Kürt göçmen işçiler üzerine yürüttüğü saha çalışmaları hem de Fransa’daki ve Kanada’daki Kürt mültecilerin emek deneyimlerine odaklanan karşılaştırmalı araştırması, bize ırkın ne denli çok katmanlı ve geçişli bir toplumsal kurgu olduğunu gösteriyor.
Bu söyleşide de Deniz’le trans-ırk meselesini, sadece ırk-geçişleri konusunda değil de Therianlar üzerinden konuşmak çok değerliydi. Bunun öncelikli nedeni, Therianlar’ın, kendini başka bir türle özdeşleştirirken ve bu kimliği bedensel olarak da deneyimlerken, öz-benlik algısı ya da his-beden geçiş özgürlüğünü temele koymaları. Aynı çerçevede bazı kişiler, “Ben kendimi Koreli hissediyorum” ya da “Beyazım ama Siyah olarak tanımlanıyorum” diyerek, transracial kimlikler üzerinden benzer bir hak talebinde bulunuyor. İşte tam bu noktada, kimliğin kişisel bir özgürlük alanı mı yoksa tarihsel ve siyasi mücadelelerle şekillenmiş bir aidiyet mi olduğu sorusu beliriyor. Therian örneği bu tartışmayı hem uç bir noktaya taşıyor hem de ırk, tür ve kimlik konularının nasıl iç içe geçtiğini çarpıcı biçimde gösteriyor. Bu söyleşide Deniz’e bu kavramların ne kadar örtüştüğünü sordum genel olarak. Karşılığında da Deniz’in bu meseleye yaklaşımı, yalnızca transracializm tartışmalarını değil, modern dünyanın kimlik ve tahakküm ilişkilerini nasıl kurguladığını da anlamamıza ve konular arasında bir analojinin mümkün olup olmadığına –bence– önemli miktarda açıklık getirdi.
İlgilenen herkese keyifli okumalar!
Zeynep: Zaten sana daha önce bahsedeceğimiz konuyla ilgili ‘Trans-ırk geçişleri ve geçişken ırk’ yazımı göndermiştim. Trans-ırktan bahsedelim istiyorum şimdi. Açıkçası, bu konuyu daha politik ve tarihsel bir eksende ele alan bir yazı yazmaya yeltendim, ama uzmanına sormak daha akıllıca geldi. Ana sorum şu: Irk geçişi kişisel bir özgürlük alanı mıdır, bir kimlik tercihine dönüşebilir mi? Bu soruyla başlayalım o zaman. Ne diyebilirsin bu konuda?
Deniz: Yazının başına trans-ırk kavramı ile başlayıp, hemen sonrasında ırk diye bir şey var mı diye sormuşsun. Bence asıl buradan başlamak gerekiyor bu tartışmaya, çünkü bence orası çok iyi bir nokta: Irk diye bir şey var mı? Çünkü senin yazıda da anlattığın gibi, aslında ırk ayrımlarının hiçbir biyolojik dayanağı yok. Buradan da şunu anlıyoruz: Bizim ırktan anladığımız, birine bakıp anladığımız, fenotipik özelliklerden anladığımız şey aslında biyolojik farklılıklara denk düşmüyor. Dolayısıyla mesela Siyahlar diye adlandırdığımız grupla, Beyazlar diye adlandırdığımız grup arasında biyolojik olarak fark yok. Halbuki ırk teorisinin bize söylediği şey neydi? Ait olduğun ırk düşünme, muhakeme etme, zekânı kullanma, bedenini kullanma vs. gibi kapasitelerini belirler.
Deniz Duruiz. (Fotoğraf: Duman Yılmaz)
Biyolojik olarak ırk yok derken şunu kastediyorum: bir kere iki insanın DNA’sı yüzde 99,99 oranında aynı. Irkın biyolojik temeli olmadığını çok uzun zamandır biliyoruz. Human Genome Project‘le zaten daha da ayyuka çıktı.[1] Yani insanı insan yapan özelliklerin ve kabiliyetlerin (mesela ırk konu olunca muhakeme yeteneğinin altı çok çizilir) çoğunu kodlayan genler her toplulukta birebir aynı. Aradaki varyasyonlar da ırka göre dağılmıyor. Bazı özellikler ve yatkınlıklar “soy” ya da “köken” (ancestry) dediğimiz hangi insan topluluklarından geldiğinle örtüşüyor, ama soyla ırk aynı şey değil. Yani mesela “Etiyopyalı” dediğimiz bir grubun içindeki genetik varyasyon, o grubun Etiyopyalı olmayanlardan farkına nazaran çok daha büyük.
Zeynep: Peki ırkın biyolojik temeli yoksa ırk kültürel bir olgu mu?
Irk bir yandan –insana dair her şeyde olduğu gibi– hem biyolojik hem kültürel bir olgu. Ama anladığımız anlamda değil. Mesela fenotipin biyolojik olduğunu, davranışsal kalıpların kültürel olduğunu düşünüyoruz. Aslında ırk, bundan çok daha karışık bir şey çünkü dil var arada, dil de tarihsel ve toplumsal bir şey. Ve ırk dediğimiz şeyin içine ne gireceğini zaten her baktığı yerde ırksal farklar gören bir toplumun ürünü olan dille belirliyoruz.
Amerika’da ırkçılığın tarihiyle ilgili en önemli kitaplardan birini yazan Michael Omi ve Howard Winant bunu şöyle açıklıyorlar, ırk kavramı fenotip denen biyolojik insan özellikleri tipolojilerine dayanıyor olsa bile o fenotipin içine girecek özelliklerin seçimi her zaman toplumsal ve tarihsel bir süreçtir. Yani bizim fenotip diye gördüğümüz ve içine belli özellikleri seçerek koyduğumuz şey, aslında kültürel olarak yapılandırılmış bir şey, hangi fiziksel özelliğin öne çıkarılacağını dil, tarih ve kültür belirliyor. Örneğin Amerikan yerlilerini dış görünüşe bakarak Beyazlardan ayırmak her zaman kolay değil.
Çünkü mesela sadece göz biçimine bakarak diyelim ki ırkı şekillendirsek, Türkiye’de bir sürü insan Asyalı çıkar. Ten rengi desen Ortadoğulularda renk skalası geniş, Afrikalı, Avrupalı, Asyalı fenotiplerine tekabül edecek her renk var. Ama hatırlarsan, biz lisedeyken ya da yurt dışı başvurularımızda ırk seçmemiz gerektiği zaman “hepiniz Caucasian[2] seçeceksiniz” diyorlardı bize. Çünkü şimdiki dünya düzeni Avrupa sömürgeciliğiyle şekillendirilmiş olduğu için geldiğin ulus devlette yaşayan insanlara halihazırda bir ırk atfediliyor ve dünyayı o fenotiplerle birlikte düşünüyoruz. “İtalyan” deyince aklımıza belli bir tip insan geliyor, “Afgan” deyince başka bir tip insan geliyor, bunları da Siyah, Beyaz, Asyalı gibi üç beş tane tipolojiye bölebiliyoruz, kendimizi o üç beş tipolojiden birine ait görüyoruz. Ve tabii ki Avrupa-merkezci dünya düzeninde Avrupalıya ne kadar benzesek o kadar iyi! Bütün Hollywood filmlerindeki baş karakterlerle kendini özdeşleştirebilirsin, mesela bir uluslararası havaalanında Siyah olsan dünyanın her yerinde şüphe çekecekken Beyazlara ne kadar yakınsan o kadar kolay kontrolden geçersin, o kadar iyi muamele görürsün.
Öte yandan mesela göçmenlik kavramı, ırkı algısını tamamen değiştiriyor. Mesela Amerika’da bir Ortadoğulusun, ağzını açmadığın sürece seni tam çözemiyorlar, ama Avrupa dili olmayan bir dil konuşmaya başladığın andan itibaren artık seni kimse Beyaz zannetmiyor. Beyaz saymıyor. Dolayısıyla ırk aslında bir böyle halihazırda var olan bir özellikler bütünü değil. Irk, ırkçılığın bir sonucu olarak ortaya çıkmış bir kavram.
Zeynep: Peki hangi dinamiklerle üretiliyor ırkçılık? Dayanağı biyolojik farklar değilse… Ya da şunu sorayım: O zaman ırkçılığın ve ırkçılığın yarattığı ırk........© P24
