menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İkinci Soru

19 0
16.09.2026

Tek bir soru insanı ne kadar sarsabilir? Daha doğrusu insan, cevabını bilmediği için mi susar yoksa bildiği cevabın kendisi hakkında söyleyeceklerinden korktuğu için mi?

“Sözüne Yer Kalmayınca” başlıklı yazımı iki soruyla bitirmiştim.

Ben kimin yanında konuşmamaya alıştım?

Kim benim yanımda konuşmamaya alıştı?

Yazı yayımlandıktan sonra iki sorunun aynı yere çıkmadığını gördüm. İlk soruda insanlar fazla beklemedi. Bir isim, bir ilişki, yıllar önce söylenmiş tek bir cümle hemen hatırlandı. İkinci soruya gelince cevaplar sorudan çok insanın kendisini anlatıyordu.

“Olmuştur, ne yapayım?”

Önce bunun hafızayla ilgili olduğunu düşündüm. İnsan kendisine yapılanın sonucunu yaşar, kendi yaptığının karşı tarafta nereye vardığını göremez. Fakat “Olmuştur, ne yapayım?” diyen biri hatırlamaya çalışmıyordu. Sorunun önüne bir kapı çekiyordu.

Sonra şunu fark ettim: İnsan yaptığı şeyi unutmasa da onu başka bir adla hatırlayabilir.

Birini susturduğumuz an zihnimizde “Onu susturdum” diye kayıtlı değildir. O günün adı bizde “Gerçeği söyledim”, “Kendimi savundum”, “Sınırımı koydum”, “İyiliği için uyardım” veya “Artık kendimi ezdirmedim” olur. Karşımızdaki aynı günü “Bir daha ona içimi açmamaya karar verdiğim gün” diye hatırlarken biz “İlk kez hakkımı koruduğum gün” diye hatırlarız.

Hafıza olayı silmez. Yalnızca dosyanın adını değiştirir.

Bu nedenle ikinci sorunun cevabı, pişman olduğumuz anlardan çok hala kendimizi haklı gördüğümüz yerlerde saklıdır.

Buraya kadar insanın cevabı neden bulamadığını açıklayabiliriz. Fakat cevabı neden aramak istemediği daha derin bir meseledir. Çünkü ikinci soru geçmişte kalmaz. Bir isim bulduğumuz anda dönüp bize şunu sorar:

Kaçış tam burada başlar. Bilmek,........

© Ortadoğu