Krizin asıl kökü
Son iki yazımda Türkiye’deki fon krizine farklı açılardan baktım:
Önce denetleyenler meselesini yazdım: Sermaye Piyasası Kurulu/SPK bazı fonlardaki olağandışı hareketleri 2025’in son çeyreğinde gördüğünü açıkladığı halde, önlemler neden aylar sonra geldi?
Hazine ve Maliye Bakanlığı ne yaptı, SPK ne yaptı? Yazdım.
Sonra fona yatırım yapanlara döndüm: Devlet üstü kapalı olsa da işaretler vermişti. Bakanlık fonları gündemine almış, SPK peş peşe kurallar değiştirdi.
Buna rağmen yatırımcı neden içeride kaldı? Yüksek getiri, risk işaretlerini görmesini engellemedi, onları önemsizleştirdi...
Gördüğünü kazanç uğruna başka türlü okudu!
Evet, bu yazdıklarım krizin görünen aktörleri: Fon yöneticisi… Denetleyici… Yatırımcı…
Bir de… Bu üç aktörü aynı yöne iten düzene bakmak gerekmiyor mu? Marksist iktisat burada soruyu değiştirir.
Kimin hata yaptığıyla yetinmez, paranın neden üretime değil mali kâğıtlara aktığını sorar...
Asıl mesele budur: Bu kadar para neden üretime gitmek yerine, kâğıt üzerinden daha fazla para kazanmaya yöneldi?
Bu kez fon yöneticisini, denetleyiciyi ve yatırımcıyı aynı davranışa sürükleyen ekonomik düzeni konuşacağız:
Karl Marks’a göre sermayenin amacı belli: Parayı daha büyük paraya çevirmek.
Zira… Üretim yoluyla para kazanmanın güçlüğü var: Fabrika kuracaksın. Makine alacaksın. İşçi çalıştıracaksın. Mal üreteceksin. Satacak pazar bulacaksın...
Üstelik bütün bunların sonunda elde edeceğin kârın........
