“28 Şubat kitapları çöpe attı” denildi. Hakikat ne çıktı...
İstanbul Üniversitesi’nde kaybolan kitaplar yine gündem oldu. Konu birkaç senede bir, benzer cümlelerle, aynı çerçevede ele alınıyor.
Olayın ayrıntıları, yazılanlar ve gerçekler şöyle:
İstanbul Üniversitesi ve Darülfünun mühürlü binlerce kitap sahaf ve koleksiyonerlerin eline geçti. Bunların yaklaşık 4 bin 500’ü İBB tarafından satın alınarak Atatürk Kitaplığı’na verildi. Ancak kitapların üniversiteden kim tarafından, nasıl veya hangi tutanakla çıkarıldığına ilişkin bir soruşturma yapılmadı.
Buna rağmen konu her gündeme geldiğinde iki isim; Kemal Alemdaroğlu ve Nur Serter baş hedef haline getirildi.
Kemal Alemdaroğlu 1997 – 2005 yılları arasında İstanbul Üniversitesi rektörüydü. Nur Serter de 1998-2004 yılları arasında rektör yardımcısıydı.
Üniversite yönetimi, fakültelerdeki bölüm ve “seminer kitaplıklarının” yer sıkıntısı sebebiyle kapatılmasını ve kitapların merkezî bir yapıda toplanmasını istedi. On binlerce kitabın bulunduğu bu odalardaki eserler kolilere doldurularak çeşitli depolara taşındı.
Tartışmanın fitilini Murat Bardakçı yaktı; Bu süreçte binlerce kitabın kaybolduğunu yazdı.
Beyazıt Kütüphanesi Genel Müdürü Ramazan Minder de 8 Eylül 2026 tarihli açıklamasında o dönem bölüm ve seminer kitaplıklarının “çok hızlı bir kararla toparlandığını”, fakat sayım yapılmadığını, denetimin yetersiz kaldığını ve ciddi koruma tedbirleri alınmadığını söyledi.
Bardakçı ve Minder, bütün kitapların doğrudan rektör tarafından çöpe atıldığına tanık olduğunu söylemiyor. İdari kararın Alemdaroğlu ve Serter döneminde alındığını, kontrolsüz nakil ve depolama sırasında kitapların piyasaya çıktığını öne sürüyor.
KİTAPLAR ÜZERİNDEN SİYASİ MESAJ
Bardakçı’nın yazılarından sonra konu hızla “28 Şubat zihniyeti” çerçevesine oturtuldu ve siyasi bir karar olarak lanse edildi. İşlenen fikir şöyleydi: Cumhuriyetçiler, Osmanlı Devleti’nden kalan nadir kitapları çöpe attı. Alemdaroğlu ve Serter bu ithamla karşı karşıya kaldı.
(28 Şubat sürecinde, önce FETÖ’cülerin sonra liberal – muhafazakarların iddia ettiğinin aksine dindar yurttaşlar değil dış destekli yapılanmalar ve onların güdümüne girenler tehdit olarak saptanmıştı. Dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal imzalı ayrıntılı rapor bu yaygarayı yapanların göz önünden kaçırdığı en önemli belgedir. Eşref Bitlis’in şehit edilmesinden sonra kızışan mücadelede Gladyo’yla Milli Kuvvetler karşılıklı ataklar yaptı. ABD, Karadayı ve Kıvrıkoğlu’nu -özellikle Kuzey Irak’a yapılan askeri harekatlar sonrasında- hedef tahtasına oturttu. CIA kuruluşları açık açık TSK’nın "hizadan çıktığını" yazdı. Ergenekon operasyonlarında ordu içindeki milli / bağımsızlıkçı damar FETÖ eliyle tasfiye edilmek istendi.)
ÜSTÜNDEN ATLANAN OLGULAR
Konuyla ilgili yazanlar ve konuşanlar şu olguların üstünden atlıyor:
17 Ağustos 1999 depreminden sonra İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nin bulunduğu bina depremde hasar gördü. Kitaplar binadan çıkarıldı, yapı restorasyona alındı ve uzun süre kapalı kaldı.
Bundan sonra İstanbul Üniversitesi, Darülfünun ve Yıldız Sarayı mühürleri bulunan kitaplar sahaflarda, sergilerde ve müzayedelerde görünmeye başladı. Bazı kitapların kamyonlarla dışarı çıkarıldığı ve hurda kâğıtçılara verildiği iddia edildi.
MURAT BARDAKÇI, ALEMDAROĞLU'YLA GÖRÜŞTÜ
Bardakçı, konuyu o yıllarda Alemdaroğlu’yla görüştüğünü, Alemdaroğlu’nun kendisine kütüphanenin restorasyondan sonra “daha mükemmel ve Atatürkçü bir şekilde” açılacağını söylediğini yazdı.
Alemdaroğlu döneminin sona ermesinden sonra seminer kitaplıklarından kalan eserlerin bir kısmı eski yerlerine taşındı. Bardakçı, bu aşamada yapılan kontrolde binlerce cildin bulunamadığını ileri sürdü.
Fakat başlangıç envanteri, taşınan kitap sayısı ve son sayım sonuçları karşılaştırılarak hazırlanmış bir kayıp cetveli bulunmuyor. Bu nedenle “kaç kitap kesin olarak kayboldu?” sorusunun belgeli bir yanıtı yok.
SÖYLENEN TARİHLER FARKLI
Anadolu Ajansı, yaklaşık 4 bin 500 kitabın bir şahıstan 2014 yılında satın alındığını yazdı.
Murat Bardakçı 10 Ocak 2016 tarihli yazısında, alımın “geçtiğimiz birkaç ay içinde” yapıldığını belirtti.
Ramazan Minder ise 8 Eylül 2026’daki açıklamasında koleksiyonerin kendisine 2016 yılında ulaştığını söyledi.
Minder’in aktardığına göre kitaplar Atatürk Kitaplığı’nda araştırmacıların kullanımına açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın atıfta bulunduğu olay bu. Dolayısıyla konuşma yeni ama konu eski.
Konuyla ilgili yazılarda Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanı Prof. Dr. Ali Birinci’nin sahafla sekiz ay pazarlık yaptığı, bazı eserleri satın alarak Türk Tarih Kurumu arşivine kazandırdığı aktarılıyor.
ALEMDAROĞLU'NU TEBRİK EDEN İSİMLER
Bardakçı’nın yazısında belirtilenin aksine Alemdaroğlu 28 Şubat 1997 tarihinde rektör değildi; 31 Aralık 1997’de göreve başladı.
Olay kütüphaneyi “dağıtmak” değil, merkezileştirme çalışmasıydı. Bu sırada öğretim üyelerinin zimmetinde yüzlerce kitap olduğu anlaşıldı. Kaybedilen eserlerin bedelleri sorumlularından tahsil edilmeye çalışıldı.
Bu çalışma sırasında kütüphanenin korunması ve geliştirilmesi nedeniyle İstanbul Üniversitesi, Abdullah Gül, Rifat Hisarcıklıoğlu, Aydın Doğan, Doğan Hızlan ve Taha Akyol gibi isimlerden tebrik aldı.
ALEMDAROĞLU'NUN YANITLARI
Alemdaroğlu, kitapları kendisinin çöpe attırdığı iddiasını reddediyor. Bardakçı’ya noter aracılığıyla gönderdiği açıklamada kitapları kurtarmaya ve zimmet açıklarını kapatmaya çalıştığını belirtiyor...
Alemdaroğlu Odatv'ye yaptığı açıklamada seminer kütüphanelerinin birleştirilmesi sırasında kitap kayıplarının........
