menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sandığın İçinden Çekilen İrade

32 0
03.09.2026

Seçim gecelerinin kendine özgü bir sesi vardır. Okul koridorlarında ayak sesleri birbirine karışır; sınıfların kapılarında insanlar ellerindeki tutanaklarla bekler, sandıklar açılır, zarflar masalara dökülür. Birileri kazanır, birileri kaybeder; kimi yerde sevinç sokaklara taşar, kimi yerde parti binalarının ışıkları erkenden söner. Oysa demokrasi denilen şey, sanıldığı gibi yalnızca o gece ortaya çıkmaz. Asıl demokrasi ertesi sabah başlar: Kaybedenin, kendisini yenilgiye uğratan yurttaşın kararını kabul ettiği; kazananın ise artık yalnız kendisine oy verenlerin değil, bütün kentin sorumluluğunu üstlendiği sabah. Sandığı değerli kılan da içine atılan kâğıdın kendisi değil, o kâğıdın ortaya çıkardığı siyasal sonucun herkes için bağlayıcı olduğuna duyulan güvendir. Başka bir ifadeyle sandık, iktidara kazanma hakkı verdiği kadar kaybettiğinde çekilme yükümlülüğü de getirdiği için demokrasinin temel kurumlarından biridir.

Türkiye’de bugün tartışılması gereken temel meselelerden biri tam da burada beliriyor: İktidar, kaybettiği seçimlerin sonuçlarına ne ölçüde katlanabiliyor? Bu soru artık yalnız siyaset biliminin soyut tartışmalarından biri değildir; belediye binalarında, mahkeme salonlarında, cezaevi koridorlarında ve milyonlarca seçmenin zihninde somut bir karşılık buluyor. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra muhalefet belediyelerine yönelen soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar ve belediye yönetimlerinin çeşitli yollarla el değiştirmesi, birbirinden bağımsız birkaç ceza dosyasının toplamı olarak görülemeyecek kadar geniş bir siyasal manzara oluşturuyor. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi de Mayıs 2026’da 20’den fazla belediye başkanının gözaltı, tutukluluk ve yargı süreçlerine dikkat çekerek muhalefet siyasetçilerini orantısız biçimde hedef aldığı değerlendirmesinde bulunduğu bu tablonun demokratik çoğulculuk açısından ciddi sorunlar yarattığını vurguladı. Aynı kurumun uzun tutukluluklara ilişkin uyarısı ise meselenin yalnızca tutuklanan kişinin özgürlüğüyle sınırlı olmadığını, onu seçen yurttaşların kendi yerel yönetimlerine katılma ve verdikleri oyun sonucunu görme hakkının da bundan etkilendiğini ortaya koyuyordu.

Tam da bu nedenle mesele, belediye başkanlarının kişisel hukukunu çoktan aşmış durumdadır. Çünkü seçilmiş bir belediye başkanının arkasında yüz binlerce, kimi zaman milyonlarca insanın iradesi vardır. Herhangi bir insan tutuklandığında onun özgürlüğü kısıtlanır; fakat seçilmiş bir yönetici hüküm kesinleşmeden aylarca görevinden uzak tutulduğunda, bunun siyasal sonuçları yalnız o kişinin hayatına değil, onu o makama taşıyan seçmenlerin iradesine de uzanır. Elbette seçilmiş olmak kimseye dokunulmazlık sağlamaz; belediye başkanlığı, yolsuzluk ya da başka bir suç karşısında cezasızlık zırhı değildir. Yolsuzluk varsa soruşturulmalı, rüşvet varsa kovuşturulmalı, kamu malını kim çalmışsa siyasal kimliğine bakılmaksızın hesap vermelidir. İktidarın savunması da zaten bu noktada kuruluyor: Cumhurbaşkanı Erdoğan belediyelerde kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına göz yumulamayacağını söylerken hükümet cephesi yürütülen soruşturmaların siyasi değil hukuki olduğunu savunuyor.

Ne var ki demokratik bir hukuk devletinde........

© Nokta Haber Yorum