Mesele CHP Değil, Rejimin Kendisi
Bir ülkenin siyasal çürümesi bazen büyük kırılmalarla değil, dikkatin bilinçli biçimde başka yöne çevrilmesiyle ilerler. İnsanların asıl yangını değil, yangının çevresinde dolaşan gölgeleri tartışmasıyla… Türkiye’de son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yürüyen “mutlak butlan” tartışmaları da biraz böyle bir yerde duruyor. Ekranlar dolusu yorum yapılıyor. Kimileri Özgür Özel’in liderliğini konuşuyor, kimileri Kemal Kılıçdaroğlu’nun pozisyonunu. Kimileri Saray’a yakın durduğu düşünülen tutumların siyasal anlamını tartışıyor, kimileri parti içi hesaplaşmaların geleceğini yorumluyor.
Fakat bütün bu tartışmaların büyük kısmı, meselenin özüne değil çevresine temas ediyor.
Çünkü burada asıl sorun CHP’nin başında kimin olduğu değildir. Asıl sorun, Türkiye’de iktidara gerçek anlamda alternatif olabilecek bir siyasal odağın başına ne geleceğinin açık biçimde gösterilmesidir. Tartışılması gereken temel mesele tam da budur: Mevcut rejim, kendisine rakip olabilecek bir siyasal gücün serbest biçimde örgütlenmesine, yarışmasına ve iktidar alternatifi haline gelmesine ne kadar izin verecektir?
Bugün yaşanan gelişmelerin tarihsel ağırlığı burada düğümleniyor.
Çünkü bir ülkede siyasal mücadele artık programlar, toplumsal talepler, ekonomik krizler ya da halk desteği üzerinden değil; yargısal müdahaleler, teknik prosedürler ve siyasal mühendislik araçları üzerinden şekillenmeye başlıyorsa, orada mesele yalnızca bir parti krizi olmaktan çıkar. Rejimin niteliği tartışılır hale gelir.
Ve işte bugün tam olarak bunu yaşıyoruz.
Türkiye’de uzun süredir otoriterleşme tartışmaları yapılıyor. Ancak bu tartışmalar çoğu zaman yanlış bir yerde yoğunlaşıyor. İnsanlar hâlâ eski tip darbelerin, açık askeri müdahalelerin ya da parlamentonun tamamen kapatıldığı klasik diktatörlük modellerinin işaretlerini arıyor. Oysa modern otoriter rejimler artık çok daha farklı çalışıyor. Sandığı tamamen kaldırmıyorlar; sandığın anlamını dönüştürüyorlar. Muhalefeti tamamen yasaklamıyorlar; muhalefetin etkili olabileceği alanları daraltıyorlar. Hukuku bütünüyle ortadan kaldırmıyorlar; hukuku siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre esnetilebilen bir aparata dönüştürüyorlar.
İşte “mutlak butlan” tartışmasının gerçek anlamı tam da burada ortaya çıkıyor.
Bu mesele yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir. Yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki gerilim değildir. Yalnızca parti içi hiziplerin kavgası değildir. Bunlar işin görünen kısmıdır; siyasal magazin kısmıdır. Saatlerce ekranlarda konuşulabilir. Kim ne dedi, kim kimin yanında durdu, kim neden sessiz kaldı… Bunların hepsi tartışılabilir. Ama bütün bu tartışmalar, daha büyük bir dönüşümün üzerini örttüğü ölçüde işlevsel hale gelir.
Çünkü mesele özünde şudur: Bugünkü Saray rejimi, kendisine rakip olabilecek her siyasal odağa ne mesaj veriyor?
Ve verilen mesaj oldukça açıktır:........
