NATO: Soğuk Savaş’tan Yeni Düşman Arayışına
İkinci emperyalist paylaşım savaşının ardından yeniden şekillenen dünyanın bir kurumu olarak doğdu NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü). 1949’da kurulan NATO, bir askeri ittifak olarak sözüm ona barışı korumayı hedefliyordu. İki büyük emperyalist paylaşım savaşının ardından milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, şehirler ve ülkeler yıkıma uğramıştı. Avrupa kıtası ise küllerinden yeniden doğmaya çalışıyordu.
Aynı dönemde, 1945 yılında Birleşmiş Milletler de kuruldu. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte oluşturulan bu yapı; uluslararası barışı ve güvenliği korumayı, devletler arasında dostane ilişkiler geliştirmeyi, uluslararası iş birliğini teşvik etmeyi ve bu amaçlara ulaşılması için ortak bir koordinasyon merkezi olmayı hedefliyordu.
Kâğıt üzerinde amaç açıktı: Dünyanın bir daha benzer bir yıkımı yaşamaması için uluslararası mekanizmalar oluşturmak ve bunları kurumsallaştırmak.
Ancak dünya siyaseti yeniden şekillenirken görünen ile görünmeyen arasında önemli bir ayrım vardı. Demokrasi ve barış söylemleri ön planda tutulurken, uluslararası sistemin arka planında bambaşka hesaplar yapılıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan Soğuk Savaş, yeni dönemin belirleyici dinamiği hâline geldi
SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) ve Varşova Paktı, kapitalist blok açısından temel tehdit olarak tanımlandı. Sovyetler Birliği’nin ideolojik ve politik etkisinin sınırlandırılması hedeflenirken, iki kutuplu dünyanın güç mücadelesinde kapitalizmin üstün gelmesi amaçlandı. Neo-liberalizmin yükselişi de bu tarihsel sürecin içinde şekillendi. İkinci Emperyalist paylaşım savaşı soğuk savaşı doğurmuştu.
Bir savaş örgütü olan NATO’ya bir düşman gerekti, o düşman ise komünizmdi. Hatırlarsanız, Türkiye’deki, “Anti- Komünizm Dernekleri”nin kuruluşu bu tarihlere denk gelir. Ardından Alparslan Türkeş’in Komando kampları, CIA’nin ve NATO’nun güdümünde kurulmuş ve faaliyete geçmişti. Komünistlerin kanı akıtılacaktı. Nitekim, komünistlerin kanı akıtıldı. Sağ kalanlar ise hapishaneler, işkenceler, sürgünlerle cezalandırıldılar.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da toplanan NATO’ nun 36. Zirvesinde, Trump’ın sosyalistleri ve komünistleri hedef alması tevekkeli değil. Trump, komünistlere hakaretler ederken aslında NATO’nun kuruluş amacına atıfta bulunuyordu.
NATO’nun varlığını sürdürebilmesi için bir düşmana ihtiyacı vardı. Ancak SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla birlikte bu temel tehdit ortadan kalktı. Aynı dönemde neo liberalizm kendi zaferini ilan ediyor, Francis Fukuyama ise “tarihin sonu” tezini ortaya atarak ideolojik mücadelelerin sona erdiğini savunuyordu. NATO’ya düşman gerekiyordu ama SSCB ve Varşova Paktı dağılmış, neo-liberalizm kendi ideologlarıyla zaferini ilan etmişti. Ve 1990’larda dünya yeniden şekillenmeye başladı.
Yirmibirinci yüzyılda savaşlar mutasyona uğrarken, artık farklı formlarda........
