menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO: Soğuk Savaş’tan Yeni Düşman Arayışına

27 0
11.07.2026

İkinci emperyalist paylaşım savaşının ardından yeniden şekillenen dünyanın bir  kurumu olarak doğdu NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü). 1949’da kurulan NATO,  bir askeri ittifak olarak sözüm ona barışı korumayı hedefliyordu. İki büyük emperyalist  paylaşım savaşının ardından milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, şehirler ve ülkeler yıkıma  uğramıştı. Avrupa kıtası ise küllerinden yeniden doğmaya çalışıyordu. 

Aynı dönemde, 1945 yılında Birleşmiş Milletler de kuruldu. Birleşmiş Milletler  Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte oluşturulan bu yapı; uluslararası barışı ve güvenliği  korumayı, devletler arasında dostane ilişkiler geliştirmeyi, uluslararası iş birliğini teşvik  etmeyi ve bu amaçlara ulaşılması için ortak bir koordinasyon merkezi olmayı hedefliyordu. 

Kâğıt üzerinde amaç açıktı: Dünyanın bir daha benzer bir yıkımı yaşamaması için  uluslararası mekanizmalar oluşturmak ve bunları kurumsallaştırmak. 

Ancak dünya siyaseti yeniden şekillenirken görünen ile görünmeyen arasında önemli  bir ayrım vardı. Demokrasi ve barış söylemleri ön planda tutulurken, uluslararası sistemin  arka planında bambaşka hesaplar yapılıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan  Soğuk Savaş, yeni dönemin belirleyici dinamiği hâline geldi 

SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) ve Varşova Paktı, kapitalist blok  açısından temel tehdit olarak tanımlandı. Sovyetler Birliği’nin ideolojik ve politik etkisinin  sınırlandırılması hedeflenirken, iki kutuplu dünyanın güç mücadelesinde kapitalizmin üstün  gelmesi amaçlandı. Neo-liberalizmin yükselişi de bu tarihsel sürecin içinde şekillendi. İkinci  Emperyalist paylaşım savaşı soğuk savaşı doğurmuştu. 

Bir savaş örgütü olan NATO’ya bir düşman gerekti, o düşman ise komünizmdi.  Hatırlarsanız, Türkiye’deki, “Anti- Komünizm Dernekleri”nin kuruluşu bu tarihlere denk  gelir. Ardından Alparslan Türkeş’in Komando kampları, CIA’nin ve NATO’nun güdümünde  kurulmuş ve faaliyete geçmişti. Komünistlerin kanı akıtılacaktı. Nitekim, komünistlerin kanı  akıtıldı. Sağ kalanlar ise hapishaneler, işkenceler, sürgünlerle cezalandırıldılar.  

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da toplanan NATO’ nun  36. Zirvesinde, Trump’ın sosyalistleri ve komünistleri hedef alması tevekkeli değil. Trump,  komünistlere hakaretler ederken aslında NATO’nun kuruluş amacına atıfta bulunuyordu.

NATO’nun varlığını sürdürebilmesi için bir düşmana ihtiyacı vardı. Ancak SSCB’nin  ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla birlikte bu temel tehdit ortadan kalktı. Aynı dönemde neo liberalizm kendi zaferini ilan ediyor, Francis Fukuyama ise “tarihin sonu” tezini ortaya atarak  ideolojik mücadelelerin sona erdiğini savunuyordu. NATO’ya düşman gerekiyordu ama  SSCB ve Varşova Paktı dağılmış, neo-liberalizm kendi ideologlarıyla zaferini ilan etmişti. Ve  1990’larda dünya yeniden şekillenmeye başladı.  

Yirmibirinci yüzyılda savaşlar mutasyona uğrarken, artık farklı formlarda........

© Nokta Haber Yorum