Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Nafaka Nasıl Düzenlenmeli?
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal eden kararı, aile hukukunun en çok tartışılan konularından birinde yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Kararın gerekçesi henüz tam olarak ortaya çıkmamış olmakla birlikte, mevcut gelişme kanun koyucunun nafaka kurumunu yeniden değerlendirmesini zorunlu hale getirmiştir.
Bu tartışmanın merkezinde nafakanın tamamen kaldırılması değil, hangi ilke ve ölçütler çerçevesinde düzenlenmesi gerektiği sorusu bulunmaktadır. Boşanma nedeniyle ekonomik açıdan zayıf duruma düşen eşin korunması sosyal devlet ilkesinin doğal bir sonucudur. Ancak bu korumanın süresiz ve sınırsız bir yükümlülüğe dönüşmesi de ölçülülük, hakkaniyet ve hukuk güvenliği ilkeleri bakımından çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir.
Bu nedenle yapılacak düzenlemede iki uç yaklaşım arasında dengeli bir çözümün tercih edilmesi gerekmektedir. Ne nafaka tamamen kaldırılmalı ne de süresiz nafaka genel kural olarak korunmalıdır. Esas amaç, boşanma sonrasında ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşen eşin kendi hayatını yeniden kurabilmesi için makul bir geçiş dönemi sağlamaktır.
Karşılaştırmalı hukuk incelendiğinde de benzer bir yaklaşım görülmektedir. Almanya, İsviçre ve Fransa gibi birçok ülkede boşanma sonrası ekonomik destek mekanizmaları mevcut olmakla birlikte, bu sistemlerin temel amacı eşlerin yeniden ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamaktır. Süresiz veya çok uzun süreli nafaka ise çoğunlukla ileri yaş, ağır hastalık veya çalışma gücünün kalıcı şekilde kaybı gibi istisnai durumlarla sınırlı tutulmaktadır.
Türk hukukunda dikkat çeken bir başka husus ise Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinde düzenlenen ve uygulamada iddet müddeti olarak bilinen hükümdür. Buna göre kadın, boşanmanın kesinleşmesinden itibaren kural olarak üç yüz gün geçmedikçe yeniden evlenemez. Her ne kadar bu düzenleme günümüzde........
