Prizren’de Perde Açıldı, Şehir Sahneye Dönüştü
Bir festivalden geriye kalan alkış, hatıra ve Türkçe tiyatro umudu
Bazı şehirlerde festivaller yapılır, sonra biter. Afişler indirilir, salonlar boşalır, sanatçılar şehirden ayrılır ve hayat yeniden eski ritmine döner.
Prizren’de ise tiyatro festivali biraz farklıdır. Çünkü burada tiyatro yalnızca salonda oynanmaz. Sokaklarda yürür, Şadırvan’da insanlarla buluşur, tarihî evlerin pencerelerinden şehre bakar, kale eteklerinden aşağıya süzülür ve akşam olduğunda Kültür Evi’nin sahnesinde yeniden hayat bulur.
İşte Kosova’da düzenlenen 2. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali de böyle bir atmosfer içinde gerçekleşti.
Beş ayrı ülkeden gelen tiyatro toplulukları Prizren’de buluştu. Farklı ülkelerden gelen sanatçılar aynı dili, Türkçeyi, sahnenin ortak dili hâline getirdiler. Oyunlar sahnelendi, meydanlarda gösteriler yapıldı, salonlar doldu taştı. Sanatçılar, tiyatro sanatçısı olmanın en güzel taraflarından birini yaşadılar:
Çünkü oyuncu için alkış yalnızca bir beğeni işareti değildir. “Buradaydık ve sizi gördük” diyen seyircinin sesidir. Prizren seyircisi de bu sesi fazlasıyla verdi.
Prizren’in tiyatroya yakışan bir şehir olduğunu düşünürüm. Bunu yalnızca kültür ve sanat geleneği bakımından söylemiyorum. Şehrin kendisi, mimarisiyle doğal bir tiyatro dekorunu andırıyor.
Kale eteklerinden Şar Dağı’nın yamaçlarına doğru birbirine yaslanarak yükselen evler, dar sokaklar, tarihî mahalleler ve bütün bu dokunun ortasında insanları bir araya getiren Şadırvan Meydanı…
Sanki şehir, yüzyıllar önce kendi sahnesini hazırlamış. Kale, yukarıdaki balkon. Yamaçlara sıralanmış evler, tribünler. Dar sokaklar kulis. Şadırvan ise sahnenin kendisi.
Burada insan hayatı zaten her gün bir oyun gibi akıp gidiyor.
Düğünler, bayramlar, kahveler, çeşme başındaki sohbetler, komşuluklar, mahalle hayatı, çarşıdaki hareketlilik…
Prizren’in sosyal hafızası, yüzyıllardır insan hikâyeleriyle örülmüş.
Tiyatro da insan hikâyesini anlatmıyor mu?
Belki de bu yüzden Prizren seyircisi tiyatroyu seviyor.
Festival günlerinin en güzel taraflarından biri, tiyatronun salonlardan çıkarak şehrin içine girmesiydi.
İtalya’dan gelen tiyatro sanatçılarının gündüz saatlerinde Şadırvan Meydanı’nda sergiledikleri sessiz tiyatro gösterisi bunun güzel bir örneğiydi.
Söz yoktu. Ama anlatım vardı. Beden vardı. Mimik vardı. Hareket vardı.
Ve en önemlisi seyirci vardı.
Şadırvan’ın tarihî atmosferi içinde tiyatronun açık havada insanlarla buluşması, Prizren’in kültür-sanat potansiyelini bir kez daha gösterdi.
Akşam olduğunda ise sahne yeniden değişti.
Bu defa tiyatronun geleneksel mekânına, Kültür Evi’ne geçildi.
Perde açıldı. İzmir Devlet Tiyatrosu sahnedeydi. Oyunun adı:
“Majestik.”
Ve doğrusu, festivalin ruhuna bundan daha uygun oyunlardan biri düşünülebilir miydi, bilmiyorum.
Çünkü “Majestik”in hikâyesinin merkezinde bir tiyatronun yeniden yaşatılması var.
“Majestik”, Peter Quilter’in kaleme aldığı, Metin Arslan’ın uyarlayıp yönettiği bir oyun.
Oyunun merkezinde eski ihtişamını kaybetmiş bir tiyatro bulunuyor.
Tiyatro sahibi hastaneye kaldırılır. Ancak onun zihninde hastane odasından daha önemli bir mesele vardır: Geçmişte hayatının önemli bir parçası olan Majestik Tiyatrosu yeniden ayağa kaldırılmalıdır.
Bu amaçla tiyatroyla yolları kesişmiş beş kadının etrafında bir mücadele başlar.
Beş farklı kadın. Beş farklı karakter. Beş farklı hayat.
Fakat ortak bir mesele:
Majestik’i yeniden yaşatmak.
İşte oyun burada yalnızca bir komedi olmaktan çıkıyor.
Çünkü tiyatronun kendisini konu ediniyor.
Sahnenin arkasındaki insanları gösteriyor.
Tiyatroyu ayakta tutmanın ne kadar zor olduğunu, insanların kişisel sıkıntılarıyla sanat sevgisinin nasıl birbirine karıştığını anlatıyor.
Bir tiyatronun ekonomik sıkıntıya düşmesi, yalnızca bir işletmenin iflas etmesi değildir.
Bir........
