Eşekten düşmek!
Çocukken bizim hayattaki köpekleri beslemek, onlarla yürümek, koşturmak, kışın havanın parçalı bulutlu olduğu günlerde ot kestiğimiz tayanın (yığının) üzerinde kafamı büyük köpeğin gövdesine yaslayıp gökyüzünde bulutların raksını izlemek beni çok mutlu ederdi.
Nahırcı Reşo nahırı (hayvan sürüsünü) toplamadığında bizim hayvanları otarmak (otlatmak, yaymak) bana düşerdi ve ben bundan çok zevk alırdım.
Bizim oralarda köpeklerle, hayvanlarla fazla zaman geçiren çocuklara da “it otaran” denirdi.
Merhum Alirıza Dedem de bana da bu ismi takarlar endişesiyle beni sürekli uyarırdı.
Köy yerinde çiftçilik yapıp traktör, at ya da öküz sahibi olmamak tuhaf bir durumdu. Aslında biraz da fakirlik göstergesiydi.
Tarladaki hasadı eve getirmek için at arabası ya da traktörü olanların peşine düşer, dünyanın parasını ödediğimiz halde bir de yalvar yakar olurduk.
Yüksek tarlalardan inişte at parlaması riski nedeniyle traktör zorunlu hale gelirdi ve boşta traktör bulmak bazen neredeyse imkânsız olurdu.
Atınız, bir çift öküzünüz ya da traktörünüz yoksa, sorun hasadı harman yerine getirmekle de bitmezdi.
Arpayı buğdayı harmana yayıp döven sürmek için de ata ve öküze ihtiyaç olurdu.
Hasat o yıl iyiyse, harmanla uğraşmaktansa traktörün çalıştırdığı bir patos ilaç gibi gelirdi.
O işler için de (parasıyla yaptırdığımız halde) traktör ya da döveni çekecek at ya........
