menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tiyatro Bizi Bize Anlatıyor… Ama Kaçımız Oyun İzleyebiliyoruz?

22 0
wednesday

27 Mart Dünya Tiyatro Günü.

2 gün kala muhasebe yapalım.

Pandemi döneminde ayağımız kesildi ruhu olan o güzelim salonlardan, sahneler boş kaldı…

Sosyal medya, dijital platformlar dört bir yanımızı sarınca ne beyaz perdeye ne de sahneye gereken değer verilir oldu.

Elbette ülkemizde gelinen ekonomik tablonun, enflasyonun da etkilediği aşikâr.

Ruhumuz için ne ‘zaman’ ne de ‘bütçe’ ayırabiliyoruz.

Oysa; hepimiz biliyoruz: tiyatro sadece sahnede oynanan oyunlardan ibaret değil hayatın ta kendisi.

Ve evet, hem ülke hem de dünya gündeminden yani gerçeklerden kopmak istemiyoruz.

Düşündüren, derdi olan; söz söyleyen, çözüm sunan; ders veren, sorgulatan oyunları görmek istiyoruz.

Tam da böyle bir oyun sahnede.

“Bi’ Aksırık Bi’ Bekleyiş”.

Bir aksırık ile başlayan bir memurun ölümü, finalde tedirgin bir gülümsemeyle kalan izleyiciyi, kendi “bekleyiş”lerini düşünmeye itiyor.

Sıkışmış, telaşlı, modern zamanın kayıp ruhları ve daha fazlası çıkacak karşınıza.

Tam da bu nedenle; yaraları sarmak, iyileşmek, her birimizin aynı duygu etrafında toplandığını hissetmek ve güçlenmek için izlenmeli.

Nedir Bu ‘Beklemek’ ve ‘Varmak’ Meselesi

Pek çok kişi ‘bekliyor’.

Ama herkes ‘varmak’ istiyor.

Daha iyi bir yere, daha güzel bir yere, daha güvenli bir yere… Kısacası bir menzile.

Ama şu soruyu pek sormuyoruz:

Varmak gerçekten bittiği yer mi?

Bugün ulaştığımız hedef, yarın yeni bir hedef çıktığında “eski durak” mı oluyor?

İşte “Bi’ Aksırık Bi’ Bekleyiş” oyunu tam da bu telaşın ortasında durup bir soru soruyor:

“Oyunumuz, kapısı olmayan bir odadan şu soruyu soruyor diyebiliriz: Gerçekten neyi bekliyoruz? Nereye varmak istiyoruz? Ve şu an neredeyiz?”

Oyundan hem yönetmenlerden hem de oyunculardan biri olan Özgün Aydın ile konuştuk.

Aydın, oyunun nasıl ortaya çıktığını şöyle anlattı:

“Bu proje aslında DasDas’ın Kısalar Festivali’nde Ethan Coen’in Bekleyiş adlı oyununu sahnelememizle başladı. Sonra Çehov’un “Memurun Ölümü” öyküsünü bir ön oyun gibi birleştirerek tamamladık diyebilirim. Ekibi büyüttük, bir caz band eklendi ve NapJazz ile daha geniş bir sahneleme üzerine yeniden çalıştık. Böylece bugünkü halini aldı.”

Bürokrasi, güç ve vicdan arasındaki o tanıdık gerilim de oyunun tam kalbinde.

Neredeyse milletçe her gün yaşadığımız o gerilim…

Peki bu kavramlar, olgular ve hisler sahnede nasıl ete kemiğe bürünüyor?

“Çerdyakov’un da Nelson’un da otorite ile ilişkisini, Çehov’un da Coen’in de kendiliğinden işaret ettiği, Kafka’nın kapı metaforundaki gibi; erişilemez ancak eşiğinde durarak kendisinin var ettiği bir döngü üzerinden kurduk. Oyunumuz bu temelde günümüz insanına bu kapının neresinde olduğunu soruyor.”

Seyircinin oyundan çıkarken ne hissetmesini istersiniz sorusunun cevabına gelince:

“Tek bir duygu değil, birkaç soru ile çıkmalarını isterim. Eğer oyun bittikten sonra da zihinlerinde yaşamaya devam ediyorsa, “nereye?” sorusu keyifli keyifli canlarını sıkmışsa bizim için yeterli.”

“Bi’ Aksırık Bi’ Bekleyiş”e kimler emek veriyor ondan da bahsedelim.

Yönetmenliği Özgün Aydın, Koray Demir ile paylaşıyor.

Sahnede Özgün Aydın, Emine Doruk, Doruk Nalbantoğlu, Tamer Yurtbaş var.

Elbette sahnenin ardında, başarının taşlarını döşeyen koca bir ekip yer alıyor.

“Kolektif çalışma disipliniyle çalışan bir ekibiz. Provalarda da metnin temposunu ve oyuncuların enerjisini birlikte aradık. Yaratıcı ekip Koray Demir, Işıl Çelik ve Esra Tarhan dışarıdan görme konforunu yarattılar. Zor olan, aynı ekolden olmanın da avantajıyla kolaylaştı diyebilirim.”

Bekleyenler, neden beklediğini bilmeyenler; gizlenen kapıyı bulup aralayamayanlar, kendine varmak için kapıdan çıkmaya cesaret edemeyenler; tiyatroya gidip aynadan yansıyanı görmeli.

Ve nice 27 Martları kutlayabilmek adına, hep beraber sanatı yaşatmalıyız.


© Nefes