Tiyatro Bizi Bize Anlatıyor… Ama Kaçımız Oyun İzleyebiliyoruz?
27 Mart Dünya Tiyatro Günü.
2 gün kala muhasebe yapalım.
Pandemi döneminde ayağımız kesildi ruhu olan o güzelim salonlardan, sahneler boş kaldı…
Sosyal medya, dijital platformlar dört bir yanımızı sarınca ne beyaz perdeye ne de sahneye gereken değer verilir oldu.
Elbette ülkemizde gelinen ekonomik tablonun, enflasyonun da etkilediği aşikâr.
Ruhumuz için ne ‘zaman’ ne de ‘bütçe’ ayırabiliyoruz.
Oysa; hepimiz biliyoruz: tiyatro sadece sahnede oynanan oyunlardan ibaret değil hayatın ta kendisi.
Ve evet, hem ülke hem de dünya gündeminden yani gerçeklerden kopmak istemiyoruz.
Düşündüren, derdi olan; söz söyleyen, çözüm sunan; ders veren, sorgulatan oyunları görmek istiyoruz.
Tam da böyle bir oyun sahnede.
“Bi’ Aksırık Bi’ Bekleyiş”.
Bir aksırık ile başlayan bir memurun ölümü, finalde tedirgin bir gülümsemeyle kalan izleyiciyi, kendi “bekleyiş”lerini düşünmeye itiyor.
Sıkışmış, telaşlı, modern zamanın kayıp ruhları ve daha fazlası çıkacak karşınıza.
Tam da bu nedenle; yaraları sarmak, iyileşmek, her birimizin aynı duygu etrafında toplandığını hissetmek ve güçlenmek için izlenmeli.
Nedir Bu ‘Beklemek’ ve ‘Varmak’ Meselesi
Pek çok kişi ‘bekliyor’.
Ama herkes ‘varmak’ istiyor.
Daha iyi bir yere, daha güzel........
