Misafire kapı açarken ev sahibini balkonda unutmak!
Avrupa Ligi finali bitti. Aston Villa kupasını aldı. Freiburg kaderine razı oldu. Geriye ortada bir İstanbul kaldı, bir de kendine sormaktan kaçındığı sorular...
UEFA'nın en gözde organizasyonlarından birine daha kapımızı açtık. Bunun memlekete ne kattığını sıralamak için parmak yetmez. Turizm, tanıtım, ekonomik damar, diplomatik sofra. Hepsi mühim. Ama bana sorarsanız, asıl mesele başka yerde. Bu çapta bir organizasyonu kotarabilecek seviyede miyiz, değil miyiz, bu sınav, bize ayna tutuyor.
Ne çare ki son yıllarda o aynadan yansıyan görüntü hep aynı. Düzenliyoruz, alkış topluyoruz, lakin tecrübeyi tortuya çeviremiyoruz. Damıtmıyoruz yani.
Beşiktaş'ın stadına dünya gözüyle bakın bir defa. Dolmabahçe... Karada dört koldan, denizden onlarca rotadan ulaşılabilen, neredeyse rakipsiz bir konum. Burada bir stadın bulunması başlı başına bir nimet.
İngilizler Taksim Gezi Parkı'na akın etti. Şu Gezi Parkı; bir ağaç yerinden kıpırdamasın diye gövdesini siper eden gençlerin can verdiği yer. Üzerinden yıllar geçti, hâlâ kulağıma Akif'in mısrası çarpıyor: "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı."
Almanlar Beşiktaş'ta buluştu. Buraya kadar her şey makul, her şey öngörülebilir. Mesele tam burada başlıyor.
İki milletten taraftar bir araya gelecek diye, şehrin can damarı sayılan........
