menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zürih'te Kaybolmak da Planın Bir Parçası

21 0
02.06.2026

Geçen iki hafta önce sizlere Zürih’e ilk adımımızı, dünyanın en pahalı Avrupa şehrine dair ilk izlenimlerimi ve Pars’la birlikte tuttuğumuz küçük evimizi anlatmıştım. Yazının sonunda ise bir söz vermiştim: Bu hafta biraz sokaklarda yürüyecek, biraz lezzetlerin peşine düşecek ve biraz da kaybolacaktık.

İtiraf etmeliyim ki bir şehri tanımanın en güzel yolu bazen haritayı kapatmaktan geçiyor.

Zürih’teki ilk akşamımızda tam olarak bunu yaptık. Bahnhofstrasse’nin o meşhur vitrinlerinden başlayıp nereye gittiğimizi çok da düşünmeden yürümeye başladık. Bir süre sonra lüks mağazalar yerini daha sakin sokaklara bıraktı. Sonra karşımıza Limmat Nehri çıktı.

Zürih’in en sevdiğim yanı şu oldu: Şehir büyük görünmesine rağmen insanı yormuyor. Kalabalık var ama karmaşa yok. Hareket var ama telaş yok. İnsanlar hızlı yürüyor fakat kimse birbirini ezmiyor. Her şey görünmez bir düzen içerisinde ilerliyor.

Pars’ın dikkatini ise en çok tramvaylar çekti. Şehrin dört bir yanından geçen kırmızı, mavi ve beyaz tramvaylar, Zürih’in adeta damarları gibi çalışıyor. Zaten bu şehir, "Tramvaylar Şehri" olarak da anılıyor. Bir çocuk için eğlenceli, bir yetişkin için ise hayranlık uyandırıcı bir ulaşım........

© Muhalif