Bir Çocuğun Nefesi Kadar Ciddi
Özel okullarda sorumluluk, öğretmen-veli sınırı ve unutulan en temel mesele: Çocuğun güvenliği.
Bir anne olarak çocuğunuzu okula bırakırken aklınızdan her sabah aynı şey geçmez belki ama içinizde aynı güven vardır:
Çocuğunuzu birkaç saatliğine başka insanların gözetimine bırakıyorsunuz. Öğrensin, sosyalleşsin, arkadaşlarıyla büyüsün diye… Ama hepsinden önce güvende olsun diye.
Üstelik söz konusu bir özel okul olduğunda ailelerin beklentisi iyi bir yabancı dil eğitimi, gösterişli sınıflar, geniş bahçeler ya da broşürlerde güzel görünen etkinlikler değil. Verdiğiniz ücretin karşılığında satın aldığınız şey ilgi değildir belki; zaten bir çocuğa gösterilecek ilginin parayla ölçülmemesi gerekir.
Ama sorumluluk beklersiniz.
Oğlumun okulunu değiştirme kararı aldık.
Bu kararın arkasında büyük bir sorumsuzluk var.
Oğlumun yemek yerken boğazına yiyecek kaçtığını öğrendiğim an da tüm dünyam değişti. Üstelik bunu oğlum çekinerek korkarak anlattı.
Bir çocuk yemek yerken zorlanıyor. Boğazına yiyecek kaçıyor. Ve o sırada çocuğun başında bulunması, sınıfı gözlemlemesi gereken öğretmenin ilgisinin telefonda olduğunu öğreniyorsunuz.
Bir anne olarak burada duruyorum.
İşte şimdi benim için tartışma tam da burada başlıyor.
Bir öğretmenin görevi tahtaya bir şeyler yazmak, ödev vermek, sınav yapmak mıdır?
Çocuklar okuldayken onların güvenliğini gözetmek bu mesleğin neresindedir?
Telefon ekranı, karşınızda size emanet edilmiş bir çocuktan daha önemli hâle ne zaman geldi?
Üstelik burada sözünü ettiğimiz şey çocuğun kalemini unutması, ödevini yapmaması ya da teneffüste arkadaşına küsmesi değil.
Nefesinden söz ediyoruz.
Belki birkaç saniye sonra geçti. Belki olay büyümedi. Belki “bir şey olmadı” denilip geçildi ki üstü kapatıldı.
Ama eğitimde sorumluluk, kötü bir sonuç ortaya çıktığında hatırlanacak bir kavram değil.
Bir şey olmaması, doğru davranıldığı anlamına gelmez.
Üstelik konuyu okulun üst kademesindeki hanımefendiye iletmeme rağmen ne bir sonuca varıldı ne de ciddiye alındı. Bir şeylerin saklandığı açık bir şekilde belli olduğu gibi büyük bir endişeye kapılarak saygısızca tavırlar sergilendi. Bu affedilir türden elbet değil. Üstelik konunun üstü kapatıldığı aşikârdır.
Peki ya veliyle kurulan ilişki?
Özel okullarda uzun zamandır dikkatimi çeken başka bir mesele daha var:
Öğretmen–veli samimiyetinin sınırı.
Yanlış anlaşılmasın. Öğretmen ile velinin sıcak bir iletişim kurmasına........
