Otoriterleşmeye karşı muhalefet
Geride bıraktığımız dönemin en popüler konularından birisi Macaristan’daki genel seçimlerdi. Putin ve Trump tarafından desteklenen Orban’ın on altı yıllık otoriterleşmiş iktidarının yarattığı kötü şöhret, on milyonluk ülkenin seçimini aniden popüler kıldı. Türkiye açısındansa Macaristan seçimleri, ülkelerin otoriterleşme deneyimlerindeki benzeşen noktaları nedeniyle ayrıca değerliydi. Nihayetinde üç yıl öncesine kadar esamesi okunmayan bir parti, Orban’ın oluşturduğu bürokrasiden çıkmış bir figürle beraber parlamentoda nitelikli çoğunluğu kazanarak, 16 yıllık Orban iktidarına noktayı koydu.
Seçimlerin sonucunda birçoğumuz gibi bende de şu sorular sıralandı. Bu seçim dünyadaki otoriter sağın yükselişinin dineceğinin habercisi mi? 2026 yılının Orban Macaristanı’yla 2026 yılının Erdoğan Türkiye’si gerçekten birbirine benziyor mu? Ve Türkiye’deki muhalefette Erdoğan’a karşı böylesine ezici bir seçim galibiyeti elde edebilir mi?
Yükselen “Otoriter ve Popülist Sağ”
Batı demokrasilerinin çok büyük bir kısmında merkez sağda konumlanan, köklü ve kurumsallaşmış kabul edilen büyük partilerin oyu, yeni kurulmuş aşırı sağ ve popülist söylemler üreten partilere doğru hatırı sayılır bir süredir kayıyor.
Örneğin Birleşik Krallık’ın 2024 seçimlerinde, daraltılmış bölge sistemi nedeniyle, ,3’lük oy oranına rağmen yalnızca 5 parlamenter çıkarabilen Reform, YouGov’un anketlerinde neredeyse bir yıldır iktidardaki Labour’un önünde konumlanıyor.
Fransa’da Marine Le Pen’in siyasi yasağına rağmen Jordan Bardella’nın liderliğinde Rassemblement National, karşısındaki merkez ve sol bloğu aşamamasına rağmen, kamuoyu araştırmalarında birinci parti olarak konumlandırılmaya devam ediyor.
Almanya’da 2025 seçimlerini ’lik oy oranıyla ikinci sırada tamamlayan AfD, karşısındaki geniş bloğa rağmen oy oranını artırmaya devam ediyor ve bazı kamuoyu araştırmalarında son seçimlerin birinci partisi CDU’nun oy oranını yakaladığı ölçülüyor.
Bu noktada şu yorumu yapmak yanlış olmayacaktır, iktidara henüz ortak olamamış aşırı sağ partilerin yükselişi sönümlenmedi. Fransa’da, Birleşik Krallık’ta ve Almanya’da “popülist aşırı sağ”; gücünü ve yükseliş trendini muhafaza ettiği gibi iktidardaki partilere ciddi bir tehdit olarak varlığını sürdürüyor, sürdürecek gibi de görünüyor. Öte yandan bu popülist sağ trendle dönem dönem ilişkilendirilen Meloni’nin Fdl’i, tertiplediği yargı reformunu öngören referandumda oldukça ağır ve beklemediği bir mağlubiyet aldı. İran Savaşı’yla yıpranan ve ekonomik göstergelerde de beklenen toparlamayı sağlayamayan Trump Hükümeti de yaklaşan ara seçimlerde, özellikle senatoda Cumhuriyetçiler için avantajlı görünen koltukların seçimlere girecek olmasına rağmen, iyi sinyaller vermiyor.
Bütün bu bilgileri harmanlamak gerekirse, Macaristan seçimlerinde Orban’ın yaşadığı hezimete dayanarak içerisinde bulunduğumuz otoriterleşme dalgasının dünya genelinde dineceğini iddia etmek şimdilik zor görünüyor. 2022 yılındaki Brezilya seçimlerinde Lula’nın Bolsonaro’yu mağlup etmesi nasıl bu rüzgârı dindirmediyse Magyar’ın Orban’ı devirmesinin de küresel siyasette yeni bir trendi başlatacağını söylemek şimdilik güç. Zira en güçlü görünen Batı demokrasilerinde bile........
