Boğuluyoruz!
Yıl 1930. 29’da dünyayı sarsan ekonomik buhran ülkenin bütün zümrelerini etkilemiş. Siyaset kurumu toplumsal tepkiyi ölçümleyebilmek için yeni açılımlar yapmayı planlıyor. Genç Cumhuriyet, doğum sancılarından arınmaya, güçlenmeye ve palazlanmaya çalışıyor.
Bu atmosfer içerisinde 30’ların siyasal yaşamında önemli bir yer tutmuş, dönem içerisindeki bazı muhalif seslere alan olmuş Son Posta gazetesi 27 Temmuz 1930 günü ilk yayınını yapıyor. Gazetenin kurucularından ve dönemin muhalif kabul edilen seslerinden Zekeriya Sertel, gazetedeki ilk köşesini şu satırlarla dolduruyor:
“İşte biz bu haldeyiz. Bütün gazetelerin sahipleri mebus. Hep aynı şeyi söylüyorlar. Hükümet mali vaziyetimiz iyidir, diyor; bütün gazetelerimiz hep bir ağız; mali vaziyetimizi fena göstermek bir cürümdür! diye bağırıyor. Ertesi gün hükümet harici borçlarını ödeyemeyecek bir halde bulunduğunu ilan ediyor. Bu defa bütün gazeteler; “mali vaziyetiniz harice olan borçları ödemeye müsait değildir, Avrupa bize yardım etsin” diyor…
… Yine herkes biraz havaya ve biraz hakikat ihtiyacı içinde çırpınıyor.
BOĞULUYORUZ: Biraz hava isteriz”
Zekeriya Sertel’in bir entelektüel profilini çizmekten ziyade bu alıntıyı, 1930’ın politik atmosferinde böyle cesur bir çıkışı yapılabilmiş olmanın ilhamıyla kullanıyorum. Çünkü bugün bu yazıda, Zekeriya Sertel’in bu metaforunu bambaşka bir bağlamda ele almaya çalışacağım.
Bu yazının devamını “genç” kimliğimle sürdüreceğim. Zira hayatı boyunca AKP iktidarıyla muhatap olmuş birisi olarak, çevremin çok büyük bir kısmı da benim gibi yaşamlarının hatırladıkları kısmını sadece AKP’nin Türkiye’sinde ömürlerini geçirdi, geçirmeye devam ediyor.
20’lerin başının bir üniversite öğrencisi için sancılı geçmesi bana sorarsanız normaldir. Toplumsal olaylardan bağımsız olarak, bu yaşlardaki insanların, öğrenci kalkanının sona ermesinin ardından nereye savrulacaklarını bilemeyişlerinden dolayı sıkışmış hissetmesi sadece ülke siyaseti üzerinden okunamayacak kadar insanidir açıkçası.
Ancak tekrar etmekten bıkmadığım bir gerçek var; gençler içerlerindeki “sıkışmışlığın”........
