NE ÇOCUKSUZ CAMİ NE SINIRSIZ ÇOCUK
NE ÇOCUKSUZ CAMİ NE SINIRSIZ ÇOCUK
Ramazan geldiğinde sadece sofralarımız değişmez, hayatımızın ritmi de değişir. Aynı ezanı bekleyen kalpler, aynı hurmaya uzanan eller, aynı safta omuz omuza duran bedenler… İslam bize yalnız başına yaşanan bir dindarlık değil, sosyal bir yaşam sunar. Bu yüzden bu dinin içinde çocuk da vardır. Çünkü çocuk görmeden, duymadan, o havayı solumadan öğrenemez.
Eskiden çocuklar hayatın akışına karışarak büyürdü. Uzayan misafirliklerde koltukların birleştiği yerde uyuyakalır, büyüklerin bitmeyen sohbetleri arasında saatlerce ses çıkarmadan beklerdi. Tuttuğu oruç alkışlanmazdı mesela. Uyku saati geldi diye ev sessizleşmez, sigara dumanının zararından söz edilmezdi bile. Bayramlık seçmek değil, alınanı sevinçle giymek vardı. Çocuk hayatın tam ortasındaydı ama çoğu zaman çocukluğu görünmezdi, hayatın temposuna uyması beklenirdi.
Bugün ise başka bir uçtayız. Bu defa çocuğumuz hayatın içinde kaybolmasın diye her şeyi onun etrafında düzenliyor, hayatı çocuğun sıkılma ihtimaline göre düzenliyoruz. Yeter ki mutlu olsun diye sınırları belirsiz bir özgürlük sunuyoruz. Camiye alışsın isterken oranın adabını unutturuyor, sıkılmasın derken beklemeyi hiç öğretmiyoruz. O istemez diye birçok güzelliği erteliyoruz. Çocuğu koruyalım derken onu hayatın dışına itiyoruz. Oysa hayatın dışında büyüyen bir çocuk, hayata dair adabı nerede öğrenecek?
İslam’ın sosyal tarafı tam da burada devreye girer. Bu din sadece seccadede değil, saf tutarken öğrenilir. Sadece bireysel huzurla değil, birlikte sabretmeyi başarabilmekle kemale erer.........
