VAHDETTİN VATAN SEVER BİR KAHRAMANDI (III)
Bazen düşünüyorum da dünyada bizden başka kendi tarihine düşman başka bir millet var mıdır acaba?
Örneğin şu anda bile İngiltere’de yazılı bir Anayasa yokken ve Kraliçe’nin söz sahibi olduğunu, Hollanda’nın ve birçok Avrupa ülkesinde kralların bulunduğu ve yarı monarşi ile yönetildiklerini hiç düşünmeden, Osmanlı padişahlıkla yönetiliyordu kabilinden cayırtı kopartarak, tarihine düşman sadece biz varız galiba…
Avrupa’da birçok Kral okuma yazma dahi bilmezken, bizde en az iki üç yabancı dil bilen Padişahları, hiç düşünmeden yaparız bu düşmanlığı…
Çünkü bilinçaltımıza, ilkokul döneminden itibaren bu işlenmiştir. Çok iyi hatırlıyorum Hayat Bilgisi kitaplarında ki İslamı ve Müslümanları kötüleyen o resimleri. Adam sakallı, cübbeli şalvarlı elinde tesbih… Arkasından yürüyen kadın ise çarşaflı… Bu resmin üzerine kocaman kırmızı bir çarpı konmuş. Yan tarafında ise, mini etekli başı açık ve yanında da kravatlı pantolonlu bir adam…
Güya modernizmi kılık kıyafete bağlayan saçma sapan bir resim…
“Sultan Vahdettin hain değildir” başlıklı yazımızın üçüncü bölümüyle devam edelim…
Evet, milli mücadelenin temellerini atan ve Mustafa Kemal’i Samsun’a göndererek milli mücadeleyi başlatan Vahdettin Han, gelişen olaylar neticesinde bir anda milli mücadele karşıtlığı konumuna düşecektir. Böyle bir duruma düşmesinde ise Ankara hükümetinin payı büyük olacaktır.
O, düştüğü bu durumu şu cümle ile açıklayacaktır:
“Biz kendimizi feda ettik ve paratoner görevi üstlendik. Varsın böyle olsun! Vatanımız kurtulacaksa benim canım feda olsun!”
Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra, İstanbul hükümeti tarafından Mustafa Kemal hakkında tutuklama kararı çıkartılıyor ama Karabekir paşa, ne Mustafa Kemal’i tutukluyor, ne de 15. Kolorduyu terhis ediyordu. Çünkü yola çıkarken Vahdettin’in verdiği emir kesindi.
Kurtuluş mücadelesi kazanıldıktan sonra; İsviçre’nin Lozan kentinde yapılacak olan barış görüşmelerine, Ankara hükümetiyle birlikte İstanbul hükümeti de çağrılmıştı. Bunun üzerine TBMM toplanmış, İstanbul hükümetinin tasfiyesine yönelik seksen iki imzalı kararname tartışmaya açılmıştır. Saltanatın kaldırılmasına yönelik bu tartışma çok çetin geçmiş, TBMM bir karar alamadan dağılmıştı. Ancak 1 Kasım 1922 günü, Mustafa Kemal’in mecliste yaptığı sert konuşma sonucunda Saltanatın kaldırılmasına karar verilmişti.
Saltanatın kaldırılması demek, bir zamanlar dünayaya adaletle hükmeden koskaca Osmanlı Develtinin son bulması demekti.
Saltanatın kaldırılmasının öncesi ve sonrasın da Sultan Vahdettin’in ikamet ettiği sarayın önünde geceleri silahlar patlatlayacak, bir nevi Padişah ve ailesine gözdağı verilecekti. Yani bir nevi padişah, kendisinin ve ailesinin can güvenliğinin olmadığı bir ortamda ülkeyi terketmeye zorlanacaktı…
Saltanatın kaldırılmasıyla etkinliği kalmayan Vahdettin, ülkenin kurtuluşuna seviniyordu. Ancak milli mücadele karşıtlığı konumuna düşmesi, onun ince ve zarif ruhunu zedeliyor, üzülüyordu… Bu durum onu psikolojik yönden çok yıpratmıştı.
Ankara hükümetinin gönderdiği Salim bey adında bir temsilci,........
