menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ASKER MİLLET – 3

48 0
10.09.2026

Türklerin tarihteki muharip karakterini tarif eden şartlara, bunların günümüzde gençliğin eğitimindeki karşılığına yönelik önceki yazıdan devam edelim.

Eski Türkler doğayla bütünleşmiş kavimlerdi. Taştan kalıcı şehirlerin yerine en fazla bir günde söküp taşıyabilecekleri, ama Roma’nın Göktürklere gönderdiği elçi Zemarchius’un “bizimkinden aşağı değil” diye yazdığı başkentler oluşturdular. O dev orduları küçük obalarda yaşayan boylardan bir kurultay ardından kısa sürede bir araya getirirlerdi. Türkçe’de ordu-urdu kelimesi, hem askeri oluşum, hem karargah, hem de büyük şehir anlamına gelirdi. Eski Türkler için kalıcı ebedî yerleşimler kurmak; doğayı, Allah’ın nizamını bozmak olarak görülürdü.

Osmanlılar bile uzun süre yaşadığı evde toprağa basmak istemiş, başta yurt çadırını tercih etmiş, taş zeminli evleri reddetmiş, son devirlere kadar en fazla tahta zeminli evlerde kalmayı kabul etmiştir. Osmanlıda, Anadolu’nun Batısında taş ev Rum evi, ahşap ev Müslüman eviydi. Deprem Rum’u vururdu, yangın Müslüman’ı.

Hayvanların evcilleştirilmesi, özellikle binek hayvanlarının, Kuzey Avrasyalılarla başladı. Ren geyiği ilk binek ve süt hayvanı oldu; hala taygalarda da, Moğolistan ve Rusya’daki Duka Türklerinde de devam etmektedir. Ardından at ehlileştirildi. Kangal dahil Anadolu çoban köpekleri Orta Asya genetik kökenlidir. Vahşi hayvanları ehlileştirmeleri, yırtıcı kuşlarla avlanmaları, canlılarla konuşmaları Kuzey Avrasya halklarında hala devam etmektedir.

Türkler için ağaç mübarek bir canlıydı, yaş ağaca dokunmazlardı. Hâlâ ülkemizde ağaç dallarına dilek bağlamak devam etmektedir. Ahşap ev de yaşanan yerin canlı, mübarek bir ortam olmasıyla ilgilidir. Bugünkü Çuvaşlar, Hristiyan olmalarına rağmen hayat ağacı denen eski Türk sembolünü bayraklarında kullanırlar. Bütün Avrupa halklarının çıkış noktası olan eski Kuzey Avrupa ormanı, Hirkanya ormanı (gürleyen Hirkan mitolojisi) büyük ihtimalle gürgen ağaçlarından (ve Gürgen mitolojisinden) adını aldı. Türkler hemen her meyvasını, mantarını, kabuğunu bildikleri ormanı yaşamalarına yetecek bir sığınak olarak görürlerdi. Avrupa hayranlığından evine yılbaşı çamı dikip lamba yakan ışıl ışıl münevverimiz duymasın, çam ağacını gelin gibi süsleme geleneği, 16. yüzyıl Osmanlı panayırlarından alıntıdır.

Kısaca eski Türkler, hayvanlarla duygusal bağ kuran, ormanda, dağlarda rahatça avlanabilen, tabiattaki doğal besinleri bilen, ilaç yapabilen, insan bünyesini anlayan toplumlardı. Saatler içinde konforlu bir ev inşa edebilen yeryüzünün doğal halkıydı. 

Türk, tür-ük, doğmuş, doğduğu gibi bozulmamış doğal insan anlamına gelen bir sıfattır. Bu sonradan tabii güçlü anlamında kullanılmıştır. Güneydeki Çinli, Hintli, İranlı, Romalılar gibi taştan şehirlerde, feodal çiftliklerde özgürlüğünü, ruhunu satarak yaşamını sürdürdüğünü düşündükleri tabiata aykırı insanların tersine. Türk, zaman zaman Türkçe konuşmayan halklar tarafından da etnik anlamda değil, sıfat anlamında kullanılmış, Roma vakanüvislerince Macarlar gibi, İbn Haldun tarafından Finliler gibi diğer Kuzey Avrasya uluslarından da Türk olarak bahsedilmiştir. Bugün bile Mari, Komi, Udmurt, Mokşa gibi Ural halklarından Ruslar halk arasında orman Türkleri diye bahseder.

Bugün bu doğayla bütünleşme, özellikle köylerin boşalıp kente göçmesiyle ülkemizde kayboldu. İnsanlar betondan çirkin hapishane kentlerde ekrandan kafasını kaldırmayan kölelere dönüşmekte. Kentlerde doğaya yer yok. Yakmasınlar diye pek çok ormana, doğal koruma alanına girmek de yasaklandı. Örneğin geçtiğimiz günlerde Florya Atatürk Ormanı denen kesile kesile artık futbol sahasına dönmüş korunun bir cumartesi günü kapısından döndük. Neden? Hava sıcakmış. Gerçi CHP’li belediye de haklı, bugün gençlik için ağaçlık arazi sigara içme yeri.

Oysa en iyi eğitim yeri, insan bünyesine en uygun yerdir; kır, orman, çiftlik, dağlardır yani. Ormanda mantarları tanımak, hangi ağaç kabuğu, sakızı, kozalağı yenir tanımak, nasıl barınak yapılır bilmek, tuzak kurmak zekayı geliştirir. İp yapıp bununla 20 çeşit farklı düğümü bağlayabilmek, geometrik zeka gelişimi için formül ezberlemekten üstündür. Modern özel kuvvetler, gerek Malezya kurtuluş savaşına karşı başlatılan, bugün hâlâ Brunei ormanlarında eğitilen SAS, gerek Afrika’dan çıkan Fransız Yabancı Lejyonu, gerekse taygada yaşamaya terkedilen Rus Spetsnaz GRU gibi ilk özel kuvvet birimleri, ormanda yaşamı, tabiatla bütünleşmeyi zeka gelişimini, problem çözme becerilerini, insanın en üst özelliklerini açığa çıkarmanın yolu olarak görmekteydi.

Eğitim sistemimiz bugün kapalı sınıflarda zaman öldürme haline dönüşen kısımları azaltıp açık hava projelerini,........

© Mir'at Haber