SON PİŞMANLIK: “AH! KEŞKE…”
SON PİŞMANLIK: “AH! KEŞKE…”
İnsan, düşünme, değerlendirme ve karar verme yetisine sahip bir varlıktır. Bu özelliği sayesinde doğru ile yanlışı ayırt edebilmekte ve yaptığı tercihlerle hayatına yön verebilmektedir. Ne var ki insan, zaman zaman tercihlerinde hata yapabilmekte; kimi zaman farkında olmadan, kimi zaman da bilerek veya istemeyerek yanlış davranışlarda bulunabilmektedir. Dolayısıyla da insanların, yaptıkları hatalar karşısındaki tutumları, birbirinden farklı olmaktadır. Nitekim kimi insan, yanlışlarının farkına vardığında vicdanî bir rahatsızlık duymakta, kendileriyle yüzleşmekte ve hatalarını telafi etmeye çalışmakta; kimi insan, hatalarını önemsememekte ve yanlışlarını meşrulaştırmaya çalışmakta; kimi insan da haya duygusunu kaybettiği için herhangi bir pişmanlık duymamaktadır.
Zira pişmanlık, insanın yaptığı hata veya işlediği yanlışlar yahut günahlar sebebiyle iç dünyasında duyduğu rahatsızlığı, kendisini sorgulamasını ve mümkün olduğu ölçüde hatasını düzeltme iradesini ve çabasını ifade eder. Diğer bir deyişle pişmanlık, insanın vicdanının sesine kulak vermesi ve kendisini hesaba çekebilmesidir. Bu yönüyle pişmanlık, yalnızca geçmişe yönelik bir üzüntü ve hüzün değildir; aynı zamanda insanın geleceğini yeniden inşa etmesine imkân sağlayan ahlâkî bir bilinç hâlidir.
Ne var ki her pişmanlık aynı değerde değildir. Bazı pişmanlıklar insanı olgunlaştırır, hatalarından ders çıkarmasını sağlar ve onu daha doğru tercihlere yönlendirirken, bazı pişmanlıklar da insanı geçmişine hapsederek sürekli bir suçluluk duygusu içinde bırakmakta ve ümitsizliğe sürüklemektedir. Bu nedenle insanın, duyduğu pişmanlığı kendisini değiştiren ve dönüşümünü sağlayan bir fırsat kapısı olarak değerlendirmesi isabetli bir davranış olacaktır. Zira böyle bir davranış, insana yeni fırsat kapıları aralayacak ve samimi tövbenin de temelini oluşturacaktır.
Zira samimi tövbe, yalnızca sözle ifade edilen bir özür değildir; aynı zamanda yanlışın farkına varmayı, ondan vazgeçmeyi ve yeniden doğruya yönelmeyi gösteren bir kılavuzdur. Zira bu durum, geçmişi değiştirmese de geçmişten ders alarak geleceği değiştirmeyi mümkün kılmaktadır. Buna karşılık bazı insanların hayatlarını sürekli “Ah, keşke”lerle tükettikleri; yapamadıklarını, kaybettiklerini ve kaçırdıkları fırsatları düşünmekten bir türlü bugüne gelemedikleri ve karamsarlığa sürüklendikleri de görülmektedir. Nitekim gençliğinde eğitimini ihmal eden bir kişi, arkadaşlarının önemli başarılara ulaştığını gördüğünde, “Keşke zamanımı boşa harcamasaydım.” diye hayıflanmakta; anne ve babasına yeterince zaman ayırmayan bir evlat, onları kaybettikten sonra, “Keşke biraz daha yanlarında olsaydım.” diyerek derin bir üzüntü yaşayabilmekte; sağlığının kıymetini bilmeyen insan da ciddi bir hastalıkla karşılaştığında, “Keşke bedenime daha iyi baksaydım.” demekten kendini alamamakta ve derin bir pişmanlık duymaktadır.
Ne hazindir ki bu tür pişmanlıklar, çoğu zaman geçmişi geri getirmeye ve kaybedilen fırsatları telafi etmeye yetmemekte; bazı hataların büyüklüğü de ancak bedeli ödendikten sonra anlaşılabilmektedir. Nitekim Pakize Suda’nın 2006 yılında kaleme aldığı bir yazıda dile getirdiği özlem de bu açıdan ilginç bir örnektir.[1] Suda, geçmişteki daha sade ve ölçülü aile hayatını; akşamları evine dönen bir eşi, çocuklarla ilgilenilen bir ortamı, sürdürülen komşuluk ilişkilerini ve insanların birbirlerinin hayatına daha az müdahale ettiği bir yaşamı özlemle anlatır. Yazısının sonunda da modern hayatın getirdiği sınırsız özgürlük, aşırı bireysellik ve her konuda “çok bilen” insan tipinin mutluluk getirmediğini belirterek “normal”liği özlediğini ifade eder. Bu yaklaşım, insanın sahip olduğu imkânların her zaman onu mutlu etmediğini; bazen kaybedilen sadelik, ölçü, huzur ve insanî ilişkilerin değerinin ancak zaman geçtikten sonra fark edildiğini göstermektedir.
İnsan, çoğu zaman elindeyken kıymetini bilmediği şeylerin değerini kaybettikten sonra anlayabilmekte ve geriye dönüp “Keşke daha farklı yaşasaydım.” diyebilmektedir. Bu........
