MÜSLÜMAN OLMAK (II)
İslâm, insanın hayatını yalnızca inanç ve ibadet alanıyla sınırlayan bir din değildir. O, insanın Rabbiyle, kendisiyle, diğer insanlarla ve bütün varlık âlemiyle kurduğu ilişkiye anlam ve yön veren bir hayat anlayışıdır. Bu sebeple Müslüman olmak, yalnızca bazı inanç esaslarını kabul etmek ve belirli ibadetleri yerine getirmekten ibaret değildir. Zira Müslümanlık, inanılan değerlerin hayata taşınmasını ve davranışlara yansıtılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle iman, insanın sadece zihninde taşıdığı bir kabulü değil, aynı zamanda hayatına yön veren bir bilinci de ifade etmektedir. Dolayısıyla Müslüman olmak; inandığı değerlere göre yaşamayı, ahlâkını güzelleştirmeyi, aklını ve iradesini doğru kullanmayı, adaleti gözetmeyi, hak ve hukuka riayet etmeyi ve sorumluluk taşımayı da gerektirmektedir. Zira iman ile davranış, söz ile eylem, iddia ile gerçeklik arasındaki mesafe açıldığında, Müslümanlığın da hayata yansıması zayıflamaktadır.
Müslüman olmak, imanı ibadetle, ibadeti ahlâkla bütünleştirmektir. İbadetler, insanın Allah ile ilişkisini güçlendirirken onun davranışlarına ve insanlarla ilişkilerine de yansımalıdır. Namaz kılan, oruç tutan veya dinî bilgisi bulunan bir insanın aynı zamanda adaletli, merhametli, dürüst ve güvenilir olması da icap etmektedir. Çünkü ibadet, insanın hayatından bağımsız bir dinî davranış değil, aynı zamanda insanın kişiliğini ve ahlâkını geliştiren bir etkiye sahiptir. Bu açıdan iman ile ahlâk, birbirinden koparılamayan bir birliktelik arz eder. Allah ile kurulan ilişkinin insanlarla kurulan ilişkiye yansımaması, iman ile hayat arasındaki bağın da zayıfladığını gösterir. Adalet, doğruluk, merhamet, emanete riayet, kul hakkına saygı, ölçü ve denge gibi değerler, Müslümanlığın yalnızca bireysel değil, toplumsal boyutunu da oluşturur.
Müslüman olmak; Allah’a, kendisine, ailesine, topluma, bütün insanlara, tabiata ve diğer varlıklara karşı sorumluluk bilinci taşımak demektir. Müslümanlık, insanı sadece kendi ekseni etrafında yaşayan bir varlık olarak değil, içinde bulunduğu hayatın ve dünyanın sorumluluğunu da taşıyan bir varlık olarak görmektedir. Bu nedenle Müslümanlık, düşünmeden inanmayı ve sorgulamadan kabul etmeyi değil; akletmeyi, anlamayı, araştırmayı ve hakikati aramayı teşvik etmekte ve Müslümandan da bunu istemektedir. Zira düşünmeden inanmak zamanla alışkanlığa, sorgulamadan kabul etmek ise taklitçiliğe dönüşebilmektedir.
Oysa Kur’an, insanı sürekli düşünmeye, akletmeye, ibret almaya ve hakikati aramaya çağırmaktadır. Bu sebeple Müslümanın bilgiyle olan ilişkisi de bilinçli olmalıdır. Bilgi, sadece biriktirilmek için değil, aynı zamanda doğruyu bulmak ve doğru yaşamak için kullanılmalıdır. Bilgiyi hikmetle buluşturmak da bu bakımdan önem arz etmektedir. Zira Müslüman için önemli olan sadece bilmek değil, aynı zamanda bildiğini doğru yerde ve doğru biçimde kullanabilmektir.
Müslüman olmak, Kur’an’ı anlamaya ve onun rehberliğini hayata taşımaya çalışmaktır. Çünkü Kur’an, Müslüman için sadece sevap kazanmak amacıyla okunması gereken bir kitap değil, aynı zamanda anlaşılması ve hayata yansıtılması gereken bir........
