menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

5816 SAYILI KORUMA KANUNU VE ATATÜRK MÜNAFIKLIĞI

12 0
31.03.2026

5816 SAYILI KORUMA KANUNU VE ATATÜRK MÜNAFIKLIĞI

Ramazan Bayramı öncesi Manisa Turgutlu’da bir lisede, 34 yıllık Felsefe Öğretmeni Ramazan Avuşmak, Kemalistlerin kendilerine zırh edinerek kirli emellerine alet ettikleri 5816 sayılı kanununa muhalefetten, çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Sanki asrın soyguncusu Ekrem İmamoğlu gibi hırsızlık yapmış ve delilleri karartma şüphesi mevcutmuş gibi işgüzar Kemalist hâkim tarafından tutuklanmıştı. Kamuoyu baskısı mıdır, yoksa başka bir el mi müdahale etti, Ramazan hoca bayramdan sora tahliye edildi.

Kaldırın şu acûbe kanunu da bu rezillikler son bulsun. Unutmayın ki milli kahraman kabul edilenler, ancak totaliter ülkelerde kanunla korunurlar. Hür ve demokratik ülkelerde ise milletin sinesinde yerini alır.

Demokrat Parti, 1950’de iktidara geldiğinde seçim öncesi millete verdiği sözü yerine getirerek, 18 yıldır Türkçe okunan ezanı Arapça aslına döndürdü. Ama bir buçuk sene sonra da 5816 sayılı kanunu getirerek millete öyle bir kazık attı ki yaklaşık 75 yıldır bu kazığı çıkarmaya kimsenin gücü yetmiyor. Sizin anlayacağınız bir deli kuyuya bir taş attı, kırk akıllı çıkaramıyor ve 75 yıldır bunun yüzünden masum insanlar hapislere atılıyor. Bu yönümüzle Kim Yong’un Kuzey Kore’sine çok benziyoruz ve bu yüzden bazı insanların ölüsü, dirisinden daha çok baş belası oluyor.

5816 sayılı kanun tasarısı 1951 yılında Mecliste müzakere edilirken çoğunlukla da Demokrat Partili milletvekillerinin karşı konuşmalarına rağmen kanunlaşmıştır. Mesela ilk söz alan Demokrat Parti Ankara milletvekili Selahattin Adil, “Müzakere edilmesi için meclise gönderilen bu tarzda bir kanunun hiçbir memlekette emsali olmadığını ve hukuken de bunun mümkün olmadığını” ifade eder. Selahattin Adil, uzun bir konuşma yapar ve vekillere, “Arkadaşlar 1946 yılından beri milletin köylüsü ile kasabalısı ile temas ettiniz, dileklerini dinlediniz, ‘aman bize bir heykel dikin’ diyen tek bir vatandaşa rastladınız mı?” diye sorar. Bu sözler üzerine salondan alkışlar yükselir.

Giresun Milletvekili Arif Hikmet Pamukoğlu, Anayasanın 69. maddesine atıf yaparak Türklerin kanun karşısında eşit olduklarına dikkat çeker. Bu madde ile her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır. Tasarının aleyhinde konuşacağını ifade eder. “Atatürk de bir Türk’tür ve mevcut ceza yasası her Türk’ün hukukunu muhafaza etmektedir. Böyle bir yasa var iken, bir şahsa özel yasa çıkarmaya neden gerek vardır?” der.

DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci de “Atatürk’ü sevenler olduğu gibi, sevmeyenlerin de olabileceğini, zorlama ile sevginin sağlanamayacağını belirtir. Birini sevmenin ya da sevmemenin insan yaratılışının tabii bir neticesi olarak görülmesi gerektiğini ifade eder. Türk Milleti yükselme ve ilerleme azmindedir, putlaşma gibi bir geriliğe asla müsamaha gösteremez. Atatürk’ü zorla sevdirmeye çalışmanın gelecek nesiller üzerinde olumsuz etkisi görülecektir.” der ve dediği gibi de olur. “Sevmiyorum” diyenlerin başına neler geldiğini biliyoruz.

Konya milletvekili Abdurrahman Fahri Ağaoğlu da “Ceza kanununun faşist bir memleketten aynen alındığını söyler. Hükümet demokrasiyi ilerletmek yerine totaliter rejimi devam ettirmek için meclise kanunlar getirmektedir. Kanun antidemokratiktir.” der.

Balıkesir Milletvekili Ali Fahri İşer,  “Atatürk’ün de kusurları yok mudur?” diyerek meseleye farklı bir boyut kazandırır. “Bu memleketi ve bu milleti Atatürk tek başına mı kurtarmıştır? Yoksa birçok ordu mensupları, yüksek rütbeli ve küçük rütbeli mesai arkadaşlarının bundan hisseleri, payları yok mudur? Bunların da üstünde Türk milleti değil midir? Eğer bu heykel tutkunuz olmasaydı ve her yeri heykelle doldurmasaydınız meclis bunları tartışmayacaktı” der.

5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunu, 25 Temmuz 1951 tarihinde uzun tartışmalar ve aleyhinde konuşmaların daha çok yapılmasına rağmen mecliste kabul edilerek yasalaşır.

İşte bu kanunun şerrinden kurtulmak için o gün bu gündür devlet bürokrasisindeki âmiriyle memuruyla bütün resmi görevliler Atatürkçü görünmek zorunda kalmıştır. Mustafa Kemal’in, dayatılan ilkelerine samimi olarak inanan hakiki Kemalistleri bir tarafa korsak, kalbinde iman olan, İslam’ı bir bütün ve hayat nizamı olarak kabul eden hakiki müminler, makamlarında kalabilmek, memuriyetlerini devam ettirebilmek için Atatürkçü görünmüşledir. 10 Kasımlarda saat 9’u 5 geçe olduğu yerde çakılı kalmak, çalıştığı kurumlarda yapılan törenlere katılmak zorunda kalmışlardır.

Üst makamlarda olanlar, Mustafa Kemal’i sevmediği, ilkelerini benimsemediği halde 10 Kasım mesajları yayınlamışlardır. Bunun en tipik örneği Diyanet İşleri Başkanı’nın mesajıdır. Geçtiğimiz 10 Kasımda DİB Safi Arpaguş, koltuğa oturur oturmaz Mustafa Kemal’in vefatının 87. yılı dolayısıyla yayınladığı mesajda; “Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 87. yılında saygı ve minnetle yâd ediyoruz” demiştir. Daha önceki Başkan Ali Erbaş’tan böyle bir mesaj duymamıştık. Demek ki, bu arkadaş Kemalistlerin hışmına uğramak istemiyor. Ama ne yaparsa yapsın yaranamaz. Onlar saldıracak bir konu bulurlar. Hâlbuki DİB makamında oturan kişi, Yaşar Nuri ve türevleri gibi dini çarpıtan modernist sapkın biri değilse, Mustafa Kemal’in İslam’la ilgili, Balıkesir Zağanos Paşa camiinde ve cumhuriyet öncesi Anadolu serüveninde Müslüman halka takiyye yaparak söyledikleri sözlere değil de, cumhuriyet sonrası söylediği veya kendi el yazısıyla yazdığı şu sözlere itibar eder:

M. Kemal, 1937 meclis açış konuşmasında şunları söylemişti: “Bizim devlet idaresindeki ana programımız, CHP programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipler gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”

“Tarih bize şunu öğretir. Bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. (Atatürk’ün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan, s 364-365).

“Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum.” (Andrew Mango, Atatürk, s 447).

Bu sözleri söyleyenler için Kur’an’da şöyle buyrulur: “Mü’minlerin nezdinde, müşriklerin cehennemlik oldukları açıklık kazandıktan sonra, akraba bile olsalar peygamber de müminler de onların bağışlanmalarını dileyemezler.” (9/Tevbe: 113)

“Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler.” (9/Tevbe: 84)

Bu buyruklara rağmen İslam düşmanı ve bu düşmanlığını, İslamî değerleri yok eden devrimlerle ispat etmiş birini, bir Müslüman asla içinden gelerek saygı ve minnetle yâd edemez. Ben inanıyorum ki, bunları içinden gelmeden ve inanmadığı halde Mustafa Kemal’i seviyormuş gibi idare-i kelam ve yasak savma türünden söylüyorlardır. İşte biz buna “Atatürk münafıklığı” diyoruz. Bilindiği gibi münafık, kalbiyle inanmadığı halde diliyle inandığını söyleyendir. Kalbiyle Atatürk’e ve Atatürkçülüğe inansa imanından olacak. Çünkü Atatürkçülüğün en büyük putu laikliktir. Laiklik de Allah’ı bazı işlere karıştırıp bazı işlere karıştırmamak olduğu için şirktir. Bizim inandığımız Allah, hayatın tamamına müdahale eden Allah’tır. Laiklik ise Allah’ı parlamentoya, kışlaya, bakanlıklara ve diğer kamusal alanlara müdahale ettirmez.

Müslümanların Atatürkçü olmamaları için Atatürk’ü iyi anlamaları gereklidir. En azından ateist olarak bu dünyadan giden Aziz Nesin kadar anlamaları gerekir. Aziz Nesin şöyle der: “Hiçbir Müslüman Atatürk’ü sevmez. Niye sevsin ki, yaptığı hiçbir şey İslam’ın lehine değildir. Bir Müslüman hem Atatürk’ü seviyor hem de Müslümansa ya ahmaktır, ya sahtekâr ya da cahil.” El hâk doğrudur.

Fakat 5816 sayılı kanun gereği siz Kemalist olmak zorundasınız. Müslüman kimliğiniz buna engel olduğuna göre “mış” gibi yapmalısınız. Yani Kemalistmiş gibi görünmelisiniz. Başka bir ifade ile “Atatürk münafığı” olmalısınız. Çünkü müesses nizam sizi buna zorluyor. Bundan dolayı 5816, bolca “Atatürk münafığı” üretmiştir. T.C. kurumsal yapısında âmir veya memur olarak kalmak istiyorsanız “Atatürk münafıklığını” göze almalısınız. Belki Atatürkçülerin vesayetini kırana kadar geçici olarak “Atatürk münafıklığını” geçerli kabul etsek bile, güç elimizde iken onların köküne ayran suyu dökmeyi hızlandırmamız gerekirken “Atatürk münafıklığına” razı olarak ve ondan memnun kalarak onlara teslim olursak, bunu Allah’a nasıl izah ederiz? İşte onu bilemiyorum.

Sanki bizim Müslümanlar, bulunduğu makamın sağladığı imkânlardan razı olarak “Atatürk münafıklığından” memnun gibiler. Son zamanlarda “Yeşil Kemalizm” hayli yol almış gibi. Teemmül oluna!!!

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube


© Mir'at Haber