YA VAHDETTİN OLMASAYDI… “SİVİL OLURSAK, HER ŞEY BİTER RAUF!”
YA VAHDETTİN OLMASAYDI… “SİVİL OLURSAK, HER ŞEY BİTER RAUF!”
Yakın tarihimizin en karanlık kalmış sayfalarından birisi olarak Mustafa Kemal ve Vahdettin ilişkisi aslında mantık dairesinden bakıldığında bile fazla belgeye ihtiyaç duymayacak şekilde aydınlatılabilecek durumdadır. Mustafa Kemal’in Sultan Vahdettin’den aldığı bir görev ve çok geniş yetkilerle Anadolu’ya çıkmış olduğu bugün artık çok daha iyi biliniyor ama aynı zamanda bu gerçeğin yıllarca üstünün büyük bir itinayla örtülmeye çalışıldığı da biliniyor.
Mustafa Kemal’in Padişahtan aldığı büyük yetkiler olmasa Anadolu içinde hiçbir hareket kabiliyeti olmayacağı gibi hiç kimsenin onu tanımayacağı ve kendisine itaat etmeyeceği çok açıktır. Esasen onun Anadolu’da bu kadar kolay hareket etmesini sağlayan ve Anadolu’da kendisinden epey önceden başlamış bulunan Millî mücadele hareketinin kendisine tabi olması, tamamen padişah mührü ve onu o anda temsil ediyor olması sayesinde mümkün olmuştur.
Millî Mücadele’nin bütün meşruiyet zemini Sultan’ın ve halifenin liderliğindeki vatanı kurtarmaktır. Bu iş için örgütlenmiş Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri de Anadolu’daki bütün hareketler de Mustafa Kemal’in elinde taşıdığı yetkiyi kim taşısa ona itaat edecek durumdaydılar. O makam ve görev bir müfettişlik makamı ve görevi idiyse de yetkileri ülkedeki bütün savaşan güçleri uhdesinde toplamaya imkân veriyordu ve padişah tarafından gönderilmesi beklenen, padişahı temsil eden bir elçiydi Mustafa Kemal.
Nitekim Erzurum’a geldiğinde İstanbul tarafından askerlikten ayrıldığına dair emir tebliğ edildiğinde içine düştüğü psikolojik durumu Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam isimli kitabında çok çarpıcı bir biçimde anlatır. O gece Rauf Orbay’a Mustafa Kemal’in söylediği sözler Millî Mücadele’de asıl başlatıcı gücünü nereden aldığını da çok net bir biçimde gösterir, kendisinin de bunun farkında olduğunu da.
“Sivil olursak, her şey biter Rauf. Devlet, makam ve mesnedinin başka bir değeri vardır. Anadolu’da mücadele, bir askerî mücadele olacaktır. Bu mücadelede emir vermek için resmî salâhiyet ister” (Mustafa Kemal, Aydemir, 1999: 100).
O zamana kadar belki bazı savaşlardaki rolünden dolayı edindiği bir şöhret var idiyse de bu şöhreti ona tek başına ülkede bir beklenen “kurtarıcı” rolü yakıştırmaya yetiyor değildi. Onun bir dereceye kadar bir kurtarıcı gibi ortaya çıkması bile yine Padişah tarafından üstlenmiş olduğu görev dolayısıyla olmuştur.
O ise kendisinden önce Anadolu’ya geçmiş olan yüksek rütbeli subaylardan farklı olarak, Padişah tarafından tasdik edilmiş geniş yetkiler almadan geçmemeyi tercih etmiştir. Anadolu’daki varlığını ve........
