SAYGI DURUŞU VE YEMİN UYGULAMASININ ELEŞTİREL ANALİZİ VE KUR’ANA ARZI
SAYGI DURUŞU VE YEMİN UYGULAMASININ ELEŞTİREL ANALİZİ VE KUR’ANA ARZI
Görünürde basit bir beden dili hareketi veya bir ağızdan çıkan kalıplaşmış birkaç sözcük gibi duran eylemler; sembollerin, tarihin, hukukun ve inanç esaslarının kesişim noktasında durduğunda zihinsel ve vicdani bir sarsıntı yaratır. Bir nesnenin, anıtın veya büstün karşısında sessizce durmak, sadece bir hatırayı anmak mıdır, yoksa farkında olunmadan benimsenmiş seküler bir ritüelin, insanın özgür iradesini ve tevhidi duruşunu sınırlandırması mıdır? Benzer şekilde; kamusal alanda bireylerden talep edilen tek tipleştirilmiş yemin metinleri, bir sorumluluk beyanı mıdır, yoksa farklı vicdanları ve tevhidi duyarlılıkları biçimsel dayatmalarla kalıba sokma girişimi midir? İnsanın bir faniyi veya onun heykellerle somutlaşmış mirasını anma biçimi ile ona adeta kutsallık atfeden biçimsel tazim arasındaki o ince çizgi; tıpkı Allah’a adanması gereken yeminin fani kavramlara indirgenmesinde olduğu gibi, vicdanın en hassas terazisinde tartılmayı beklemektedir. Kur’an-ı Kerim’in mantık, adalet ve tevhid süzgecinden geçirildiğinde bu meseleler; sadece biçimsel bir tartışma olmaktan çıkıp insanın yaratılış onuruna, zihinsel özgürlüğüne ve yalnızca Yaratıcı’ya yöneltilmesi gereken mutlak kıyam ve sadakat ilkelerine temas eden derin bir sorgulamaya dönüşmektedir. Zira taşın ve hiyerarşinin önünde şekilsel olarak eğilmek veya inancına aykırı kelimelerle ant içmeye zorlanmak insanı özgürleştirmez; aksine ruhu maddeye, zihnini ise görünmez kalıplara hapseder. Hakiki hürriyet, mahlukata ve mahlukatın sembollerine adanan........
