PEYGAMBERİMZİN (S.A.V.) CİHANŞÜMUL VİZYONU VE TARİHİN EN BÜYÜK MEDENİYET HAMLESİ: ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİNE UZANAN BİR UFUK
PEYGAMBERİMZİN (S.A.V.) CİHANŞÜMUL VİZYONU VE TARİHİN EN BÜYÜK MEDENİYET HAMLESİ: ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİNE UZANAN BİR UFUK
– Mevlid-i Nebinin 1501’inci Seneyi Devriyesi Anısına –
İnsanlık tarihinin akışını değiştiren büyük dönüşümler, genellikle uzun asırlara yayılan fikrî, askerî veya sosyo-ekonomik süreçlerin birikimiyle açıklanır. Bir medeniyetin doğması, sınırlarını genişletmesi, farklı kültürleri bünyesine katması ve kalıcı bir nizam kurması onlarca neslin ortak çabasını gerektirir. Ancak Medine’nin mütevazı ikliminde, dış dünyadan tecrit edilmiş gibi görünen Arabistan Yarımadası’nda öyle bir çağrı yükseldi ki; bu çağrı sadece insanların kalplerini değil, tarihin ve coğrafyanın mukadderatını da değiştirdi.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’in (s.a.v.) doğumunun seneyi devriyesinde, O’nun insanlığa kazandırdığı değerleri ve bıraktığı mirası tefekkür ederken, bizzat Sahih-i Müslim’in Kitâbu’l-Fiten ve Eşrâti’s-Sâa bölümünde (19 ve 20 numaralı rivayetler) Sevbân (r.a.) vasıtasıyla bizlere ulaşan şu sarsıcı beyanını merkezî bir noktaya oturtmak gerekir:
Müjde ile Başlayan Yolculuk: Yeryüzünün Dürülmesi ve Ufkun Çizilmesi
Şöyle buyuruyor Peygamberimiz: “Şüphesiz ki Allah benim için yeryüzünü dürdü (küçültüp bir harika gibi önüme koydu); ben de onun doğusunu ve batısını gördüm. Hiç şüphesiz ümmetimin mülkü ve hâkimiyeti, yeryüzünün bana dürülüp gösterilen yerlerine kadar ulaşacaktır. Bana iki hazine (Kızıl/Altın ve Beyaz/Gümüş – Kisra ve Kayser hazineleri) verildi…”
Bu hadis-i şerif, sadece gaybdan haber veren mucizevi bir ihbar değildir. Bu beyan, henüz Medine sokaklarında güvenlik mücadelesi verilirken, Mekke’nin baskılarından yeni sıyrılmış bir avuç inanan insana çizilen cihanşümul bir vizyon belgesidir. “Coğrafyanın dürülmesi” ifadesi, mekânın ilahi bir takdirle kısaltılmasını ve İslam tebliğinin aşılmaz sanılan sınırları devasa bir hızla aşacağını simgeler. Peygamberimiz (s.a.v.), ashabına yalnızca o günün dertleriyle boğuşmayı değil, doğudan batıya insanlığın hidayetle buluşacağı küresel bir adalet ufkunu hedef gösteriyordu.
Hadisin devamındaki “kızıl ve beyaz hazineler” vurgusu ise dönemin iki süper gücü olan Bizans (Kayser) ve Sâsânî (Kisra) imparatorluklarının çöküşüne ve bu kadim coğrafyaların İslam’ın adalet anlayışıyla tanışacağına işaret ediyordu. Dünyevi ölçeklerle bakıldığında imkânsız gibi görünen bu vaat, Resûlullah’ın (s.a.v.) zihinlere ve gönüllere ektiği imanın doğrudan bir yansımasıydı.
40 Yıla Sığan Sıkıştırılmış Tarih: Asr-ı Saadet ve Hulefâ-i Râşidîn Mucizesi
Tarih felsefecileri ve sosyologlar, medeniyetlerin yükseliş dönemlerini incelerken belirli kurallar koyarlar. Bir toplumun kabile yapısından çıkıp cihanşümul bir devlet haline gelmesi nesiller boyu sürer. Oysa İslam medeniyetinin teşekkülünde ve yayılışında bu sosyolojik kuralları altüst eden benzersiz bir dinamizm yaşanmıştır.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefatından sonra başlayan Hulefây-i Râşidîn dönemi, toplamda 30 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bir insanın ömründe kısa bir evreye tekabül eden bu 30 yıl, dünya tarihi açısından bakıldığında adeta “sıkıştırılmış bir mucize zamanı”dır.
Resûlullah’ın (s.a.v.) çizdiği ufku bir an olsun unutmayan Ashab-ı Kiram, O’nun vefatının ardından yaşanan ilk bocalama ve tefrika tehlikelerini (Ridde olaylarını) Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) sarsılmaz imanı ve kararlılığıyla süratle aşmıştır. Birliğin yeniden tesis edilmesinin hemen ardından, çölün ortasından çıkan bu topluluk, çağın devasa ordularına karşı tarihte eşine rastlanmamış bir adalet hamlesi başlatmıştır.
Hz. Ömer (r.a.) dönemiyle birlikte bu yayılış, sadece askerî bir fetih hareketi olmaktan çıkmış; bir kurumlaşma, adalet dağıtma ve coğrafyayı ihya etme hamlesine dönüşmüştür.
Arap Yarımadası, Şam Diyarı, Ürdün, Lübnan ve Filistin: Yüzyıllardır Bizans’ın ağır vergileri ve mezhep baskıları altında ezilen Şam, Humus, Halep ve Kudüs halkı, İslam ordularını birer işgalci değil, adalet getiren kurtarıcılar olarak karşılamıştır. Kudüs’ün anahtarlarını teslim alan Hz. Ömer’in sergilediği mütevazı ve kuşatıcı duruş, Resûlullah’ın vizyonunun ahlâkî temelini göstermiştir.
Mısır, Libya’nın doğusu, Kuzey Afrika’nın bir Bölümü: Amr b.........
