menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SÜNNET KUR’AN’IN TEFSİRİDİR VE UYMAK ZORUNLUDUR

19 0
04.07.2026

SÜNNET KUR’AN’IN TEFSİRİDİR VE UYMAK ZORUNLUDUR

Risalet görevini hakkıyla yerine getiren Hz. Muhammed (s.a.v.), Yüce Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde ayetleri beyan etmiştir.[1] Onun beyanı olmasaydı Kur’an’ı hakkıyla anlayamazdık. Ayetlerdeki müşkil manaları, hükümleri, helal ve haramı yüce Allah, Peygamberine öğretmiştir.[2] Mücmel lafızları hadislerden ve sünnetten öğrendik. Müphem denilen zamir, edat ve diğer kapalılıkların nasıl çözüleceğini bize Peygamber Efendimiz öğretti.   Resulullah’ın beyanı Kur’an’ın en güvenilir iki tefsir yönünden biridir. Beyan görevi, şu ayette belirtildiği üzere Resulullah’ın en temel vazifelerindendir: “وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ” “Biz, bu kitabı insanların anlamak ve yaşamakta ayrılığa düştükleri şeyleri açıklaman (beyan) için sana indirdik. İman edenler için bu kitabın içerisinde, rahmet ve hidayet olan ayetler vardır.”[3] Kur’an-ı Kerim’e ve hadislere baktığımızda Peygamber’in (s.a.v.), risaletle ilgili dört temel görevinin olduğuna şahit oluyoruz. Bunlara “Dört T” prensibi de denilebilir. Bunlar tebliğ, tebyin, temsil ve teşrii[4] görevleridir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bu görevlerini en üst seviyede kamilen ifa etmiştir. Tebliğ, tebyin, temsil ve teşriiye ait uygulamaları bize “Resulullah’ın hadisleri ve sünnetleri” şeklinde nakledilmiştir. Bazı insanlar çok ön kabullü ve ideolojik yaklaşımlarla hem de kötü niyetli olarak hadis-sünnet anlayışımızı yaralamak ve yok etmek istemektedirler. Kapalılıkları Kur’an veya hadislerle açmak yerine salt akla havale ederek çözmeye çalışmak Resulullah’ın önüne geçmektir. Örtük bir şekilde sahte peygamberlik iddiasında bulunmaktır.

Hadis-sünnet, Kur’an-ı Kerim’in tefsiridir. Kur’an’ın, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından yapılmış sözlü ve ameli tefsiridir. Bunları Kur’an’dan ayrı düşünmek mümkün değildir. Hz. Peygamber’e beyan hakkını layık görmeyenler, kendilerinde bu hakkı görebilmekteler ve hadis-sünneti reddederek veya “yorumdur” diyerek küçük düşürmekteler ve kendileri işlevsel, sahte peygamberlik iddiasında bulunmaktadırlar. Hadis-sünnet, iyi veya kötü Müslümanı belirlemenin biricik kriteridir. Hz. Peygamber (s.a.v.), hayatın genişlik alanına dair birçok uygulamada bulunmuştur. Öyle ki “tuvalete gitme adabına kadar ümmetine muallimlik yapan[5]” Resulullah (s.a.v.); siyasi, iktisadi, hukuki, eğitim-öğretim ve ahlaki alanları da boş bırakmamıştır. Hadis-sünnet, Hz. Peygamber’in Kur’an’dan aldığı ilhamla hayatı anlamlandırmasıdır. İslâm’ın dünya görüşüdür. Hayatın genişlik alanlarındaki bütün sorunlara çözümler üreten sünnet reddedilirse, İslâm’ın hiçbir dünya görüşüne alternatif olması söz konusu değildir. Hadis-sünneti kurumsal anlamda reddedenler “dünya ticaret merkezli; kapitalist dünya görüşünün” egemenliğini mutlaklaştıran kimselerdir. Kurumsal anlamda sünneti reddedenler aynı zamanda kafirdirler. Bu yeni bir fetva değil kadim döneme ait bir fetvanın hatırlatılmasıdır.

Yüce Allah, birçok ayette sünnetin delil olduğuna işaret etmiştir.[6] Hz. Peygamber’in tebliğ, tebyin, temsil ve teşriiye yönelik söz, fiil ve takrirleri olan sünnet sayesinde İslâm dünyasında ibadetlerde vahdet vardır. Aksi hâlde çok büyük kargaşalar doğardı. Keyfilik ve boşluk oluşurdu. İnsanlar ibadetlerin vasfıyla oynamak suretiyle tahrif çalışmalarına girebilirler. Sünnetin en önemli hafızlarından ve fıkıh âlimlerinden olan İmam Şafi (ö. h. 204) “Sünnet Kur’an’a tabidir. Hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’e aykırı olamaz.[7]” demek suretiyle sünnete bakışımızı şekillendirmiştir. Bütün bu konularda derinleşen İmam Şafii........

© Mir'at Haber