menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İŞLEVSEL AKL-I SELÎM VE BENZERLERİ

14 1
26.11.2025

Kur’an’da aklın açık bir tanımı yok. Ama ilgili âyetlere bakılırsa onun işlevsel olduğu anlaşılır. Zaten onun fiil olarak kullanılması da işlevsel olduğunu gösterir. Onun işlevi ile ilgili bir kaç örnek:

Akıl duyu organları aracılığı ile kendisine ulaşan bilgileri değerlendirir. Buna bağlı olarak hakla bâtılı birbirinden ayırabilir. (Nahl 16/78)

Fikirler ve kavramlar arasında mukayese yapabilir. (A’raf 191-195. 16/76. 27/59-64. 30/28. Naziât 79/27)

Varlıkları yaratılış, amaç, anlam ve imkan açısından inceleyip onlar hakkında bazı sonuçlara, bilgilere ulaşabilir. Pek çok âyete göre akıl varlığı bütünüyle kuşatamaz.

Duyu organlarımzla mahsusûtı (duyumsanan şeyleri) gözleyip algılarken, aklımızla da ma’kulâtı (akla uygun şeyleri) idrak ederiz.

Kur’an aklın işlevselliğini (fonksiyonunu); taakkul (akletme), tefekkür (düşünme), tezekkür (zikretme-hatırlama) ve tefakkuh (anlama), tedebbür (tedbirli olma) fiilleri ile de anlatıyor.

Tezekkür, yönü geçmişi gösteren düşüncedir, hafızaya tekabül eder.

tedebbür, yönü gelecek olana doğru olan ve tedbir üretmeyi hedefleyen düşüncedir.

taakkul, bu ikisi arasında bağ kurmaktır.

tefekkuh, derin anlama olarak bu üçünden elde edileni şimdi ve buraya taşımaktır.

tefekkür ise bu süreçlerin tümünü kapsar.

Bunların hepsi de olumlu düşünmeyi içerir ve Arapça’da zihinsel çabayı, gayret etmeyi, emek sarfetmeyi ifade eden tefe’ul kalıbından gelir.

Aklın elbette bir çok görevi vardır. Bunlardan biri de doğru düşünme ve dış dünyayı tasavvur ederek algılama anlamına gelen ‘ta’akkul’dur.

Buna “temyiz edebilen akıl”, “akleden bir kalb”, ya da “akl-ı selîm”, denilebilir.

Araştırmayan, düşünmeyen akıl, işlevini yerine getirmemiş, potansiyelini kullanmamış demektir.

Eğer akıl sadece maddi ihtiyaçları karşılamak üzere kullanılıyorsa; bunu diğer varlıklar da yapıyor.

İnsanın farklılığı âyetleri düşünmesi, onlardaki hikmeti sezebilmesi, onları kavrayıp yeniden yorumlaması, eşya (her türlü şeyler) arasında bağ kurabilmesi, bir şeyler üretebilmesi. Yaratılışı, varlığı ve görevini anlamasıdır.

Bir gerçeğe varabilmek için âyetler, işaretler, deneyler ve eserler (izler) aklın üzerinde yürüdüğü yoldur. Akıl bunlardan geçerek, bunların ifade ettiği gerçeğe ulaşır.

Çevredeki varlıklardan ve onlara ait özelliklerden hareketle bir Yaratıcının varlığına ulaşmak gibi…

İslâm akla bu kadar önem verirken, onu hiç bir zaman son karar yeri, bilginin, fayda-zararın son hakemi yapmamıştır. “Akıl çoğu İslâm düşünürüne göre tek başına hakkı bulamaz, hidâyete........

© Mir'at Haber