İNSANIN İÇİNDEKİ PUSULA: FITRAT
İNSANIN İÇİNDEKİ PUSULA: FITRAT
Bir kötülük yaptığında kalbinin içinde bir sıkışma hissettiğin oldu mu?
Kimse görmediği hâlde içinden bir ses “Bu doğru değil” dedi mi?
Peki bir iyilik yaptığında, hiçbir karşılık beklemeden birine yardım ettiğinde, içini kaplayan o huzuru hiç fark ettin mi?
İşte insanın içinde konuşan o ses, o iç uyarı… İslam buna fıtrat der.
Nitekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhârî ve Müslim)
İnsan, amaçsız ve gayesiz yaratılmış yahut başıboş bırakılmış bir varlık değildir. Aksine o, Yüce Allah tarafından kulluk etmek üzere yaratılmış, sorumluluk yüklenmiş bir varlıktır.
Nitekim Rabbimiz, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (ez-Zâriyât 56) buyurarak insanın yaratılış gayesini açıkça ortaya koymuştur. Bu itibarla insan hayatı, ilâhî iradenin belirlediği kulluk bilinci, sorumluluk şuuru ve ahlâkî istikamet içerisinde anlam kazanır.
Rabbimiz insanın içine hakikati tanıyacak bir yöneliş, doğruyu yanlıştan ayırt edecek bir akıl ve hidayete cevap verecek bir kalp yerleştirmiştir.
Kur’ân bu hakikati şöyle bildirir:
“O hâlde yüzünü bütün benliğinle (bâtıl inançlardan yüz çevirerek) dosdoğru dine çevir; Allah’ın insanları üzerine yarattığı fıtrata yönel. Allah’ın yaratışında hiçbir değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bunu bilmez.” (er-Rûm 30)
Bu ayet bize şunu öğretir:
Din, insana sonradan giydirilmiş yabancı bir elbise değildir.
Din, insanın yaratılışına uygun olan ilâhî istikamet, yani sırat-ı müstakîmdir.
Fıtrat yalnızca doğuştan gelen bir masumiyet değildir, aynı zamanda insanın içinde saklı duran tevhid cevheridir.
Kur’ân insanın yaratılışındaki bu tevhid mayasına şöyle işaret eder:
“Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp onları kendilerine şahit tutmuştu: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti. Onlar da ‘Evet, şahit olduk’ demişlerdi.” (el-A‘râf 172)
Her insan hakikati tanıyabilecek bir kabiliyetle yaratılmıştır. Bu sebeple insan bazen hiçbir eğitim almadan bile adaletin doğru, zulmün yanlış olduğunu hisseder.
Bu yöneliş, insanın kalbinde saklı duran bir iman tohumu gibidir.
Doğru iklimi bulduğunda filiz verir, yanlış iklimde ise kurur.
Vicdan: Kalbin Şahitliği
İnsan bir kötülük işlediğinde içinin daralması, kalbinin huzursuz olması tesadüf değildir. Bu durum kalbin hâlâ diri olduğunun işaretidir.
Nitekim Resûlullah (sallallahu........
