menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MEDİNE’DE YAŞIYOR GİBİ YAŞAMAK

39 0
previous day

MEDİNE’DE YAŞIYOR GİBİ YAŞAMAK

Bugün Müslüman düşüncenin önemli problemlerinden biri, içinde yaşadığı düzen ile zihninde varsaydığı düzen arasındaki mesafeyi yeterince hesaba katmamasıdır. Kitaplar yazılıyor, kürsülerden konuşuluyor, fetvalar veriliyor, aileden ticarete, ahlaktan siyasete kadar İslam anlatılıyor; fakat bütün bu anlatının arka planında bazen farkında olarak bazen de farkında olmadan şöyle bir kabul bulunuyor: Sanki toplumun temel referansı vahiymiş, hukuk Allah’ın hükümlerine göre kurulmuş, siyasal otorite İslam’ın belirlediği sınırlar içinde hareket ediyormuş ve Müslümanın karşı karşıya olduğu mesele yalnızca bireysel ahlakını düzeltmekten ibaretmiş gibi konuşuluyor. Oysa yaşadığımız dünyanın hukuki, siyasi, ekonomik ve kültürel zemini bundan oldukça farklıdır. Bu fark görülmeden yapılan İslami anlatım, doğru bilgiler verse bile insanın gerçek konumunu yanlış tarif edebilir. Mesele İslam’ın namaz, ahlak, aile, ticaret ve ibadet hükümlerini anlatmamak değildir; mesele, bu hükümlerin hangi dünya içinde anlatıldığını unutmamaktır. Çünkü Mekke’de yaşayan Müslümana Medine şartları varmış gibi konuşmak nasıl tarihsel gerçekliği bozarsa, modern laik-demokratik bir düzende yaşayan Müslümana da İslam’ın kamusal olarak belirleyici olduğu bir toplumdaymış gibi seslenmek aynı ölçüde zihinsel bir yanılsama doğurabilir.

Medine yalnızca Müslümanların çoğunlukta bulunduğu bir şehir değildi. Medine’yi farklılaştıran temel husus, otoritenin meşruiyet kaynağının, hukukun yönünün ve toplumun nihai referansının vahiy ekseninde şekillenmesiydi. Hz. Peygamber yalnızca insanların bireysel ibadetlerini öğreten bir din adamı değildi; aynı zamanda ihtilafları çözüyor, toplumsal sözleşmeler yapıyor, savaş ve barış kararları alıyor, ekonomik ilişkileri düzenliyor, kamu hukukunun sınırlarını belirliyor ve vahyin hükümlerini toplumsal hayata taşıyordu. Medine’de din, hayatın özel bir bölümüne çekilmiş değildi. İman ile hukuk, ahlak ile iktisat, ibadet ile siyaset birbirinden kopuk alanlar olarak görülmüyordu. Elbette Medine toplumunda Yahudiler, farklı kabileler ve farklı inanç grupları bulunuyordu; onların varlığı Medine’yi tek tip bir toplum hâline getirmiyordu. Fakat toplumsal düzenin yönünü belirleyen asli referans, insan iradesinin üzerinde kabul edilen vahiydi. Bu sebeple Medine’yi yalnızca “Müslümanların iktidarda olduğu bir şehir” şeklinde anlamak eksiktir. Medine, her şeyden önce hükmün kaynağına ilişkin farklı bir dünya tasavvurunun hayata taşındığı siyasi ve toplumsal bir tecrübeydi.

Modern laik-demokratik devlet ise başka bir fikrî zeminden hareket eder. Burada hukukun kaynağı vahiy olmak zorunda değildir; anayasa, parlamento, yasama süreçleri, mahkemeler ve insan iradesi hukuk üretiminin temel mekanizmalarıdır. Laiklik, farklı ülkelerde farklı biçimlerde uygulanmakla birlikte, siyasal ve hukuki düzenin belirli bir dinin vahyi tarafından doğrudan yönetilmemesi anlayışını esas alır. Demokrasi ise siyasi iktidarın meşruiyetini halkın iradesi, seçimler ve anayasal kurumlar üzerinden kurar. Bu iki anlayış tarihsel olarak Batı’nın kilise-devlet mücadelesi, Aydınlanma, modern ulus-devlet ve modern hukuk düşüncesi içerisinde şekillenmiştir. Dolayısıyla Medine’nin siyasal mantığı ile modern laik-demokratik devletin siyasal mantığını aynı kavramlarla tarif etmek mümkün değildir. Birinde nihai hüküm kaynağı vahyin üstünlüğüne bağlanırken diğerinde hukuk, insan eliyle kurulmuş anayasal mekanizmalar içerisinde üretilir. Bu fark görülmeden “zaten İslami bir toplumdayız”, “sistem büyük ölçüde İslam’a uygundur” veya “Müslümanların yönetime gelmesiyle mesele çözülmüştür” demek, kişi ile sistem arasındaki farkı ortadan kaldırır.

Burada basit fakat açıklayıcı bir soru sorabiliriz: Bir Müslüman Amerika Birleşik Devletleri’nde başkan seçilse Amerika İslam devleti mi olur? Başkanın Müslüman olması, Beyaz Saray’da namaz kılması, Kur’an okuması, Ramazan programları düzenlemesi veya Müslümanlara yakın bir siyaset izlemesi Amerika’nın anayasal karakterini değiştirmez. Amerikan hukuk düzeni yine Amerikan........

© Mir'at Haber