TARİHİN ÇÖZDÜĞÜ İHTİLAFLAR: İMAMET, VASİYET, HZ. ALİ-MELİK MUAVİYE ÇATIŞMASI
TARİHİN ÇÖZDÜĞÜ İHTİLAFLAR: İMAMET, VASİYET, HZ. ALİ-MELİK MUAVİYE ÇATIŞMASI
Tarihte ve bugün derin tartışma ve hatta çatışmalara gerekçe gösterilse bile Sünnilerle Şiiler arasındaki ihtilafların bir bölümünün bugün için bir değeri kalmamıştır, başka bir deyişle söz konusu ihtilaflar tarih tarafından fiilen hükümsüz bırakılmıştır. Tarihsel olayların analiz edilip onlardan gerekli derslerin çıkarılması ile, geçmişte ihtilaf eden ve çatışan tarafların safına geçip yeni/aktüel çatışmalarda kullanılması aynı şey değildir. Tarihsel olay, ders kapsamından çıkarılıp güncelleştirildiğinde tarafları anakronizme sevkeder.
İki İslami mezhep-doktrin arasında sürüp gelen ihtilaf konularının başında Şii Öğretinin ana sabitesi hükmünde olan “imamet” meselesi gelmektedir.
1. İmamet, vesayet: Hz. Peygamber (s.a.)’in bu dünyadan irtihali üzerine çıkan tartışmanın boyutlarını hepimiz biliyoruz.
Bunu iki kısma ayırırsak; ilkinde, Hz. Ali mi, yoksa Hz. Ebubekir mi imam olmalıydı tartışmasının bugün için pratik bir değeri kalmamıştır. Şiiler, “İmamet hakkı Ali’ye aitti, Beni Saide Sakifesi’nde bu hak Ebu Bekir’e verildi” iddiasında bulunur. Sünnilere göre Hz. Ali’nin bu yönde bir talebi olmadı, Ebu Bekir halife seçilince ona hür iradesiyle biat etti. Allah’tan başka kimseden korkusu olmayan Hz. Ali’nin kendisinden önceki üç halifeye rızasıyla biat ettiğini biliyoruz. Konu, Hz.Ali’nin ameli ve sireti açısından ele alındığında, bu tarihi hakikat Hz. Ebu Bekir, Hz.Ömer ve Hz. Osman’ın hilafetlerinin meşru olduğunu gösterir ki, bugün bu görüşü bazı Şii bilginler de kabul ediyor.
Hz. Ali sadece üç halifeye biat etmekle kalmamış, onlara siyasi ve fıkhi danışmanlık yapmış, destek vermiş, en zor zamanlarında yanlarında yer almıştır (Ridde savaşlarında, Irak’ın fethinde Sevad arazilerinin statüsü meselesinde vs.). Pekiyi, Hz. Ali’nin amel ve içtihadı neden onu izleyenlerin ameli ve sireti olmasın!
Hz. Ali’nin Ebu Bekir’e sonra biat etmesinin sebebi, Hz. Fatıma’nın onun üzerindeki baskısıdır. Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra Mekke fethinde Müslüman olan Hz. Peygamber’in amcası, yönetim ellerine geçsin diye Fatıma üzerinde psikolojik baskı kurmuş, onu bir bakıma Hz. Ebu Bekir’e karşı provake etmiştir. Bir beşer, bir kadın olarak da Hz. Fatıma, babasının eşi Aişe’den ve babasından pek hazzetmezdi. Abbas’ın Fatıma üzerindeki baskısı, hem eşi hem Peygamber’in aziz hatırası olan Fatıma’yı Ali üzmek istememiş olabilir veya gerçekten Ebu Bekir’e gücenmiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir, ama öyle veya böyle, sonuçta Hz. Ali kendisinden önceki üç halifeye de biat etmiştir; onun biatı “nalsa vasiyet”in olmadığının göstergesidir.
Hz. Hasan’ın da taraftarlarının zayıf gücüne ve güvenilmez tutumlarına bakıp belli şartlar dahilinde Melik/Kral Muaviye ile anlaşmasının kelami/fıkhi mesnedi bundan başkası değildir. Peygamber torunu ve Ali’nin oğlu Hasan, eğer imametin dedesi tarafından kendilerine vasiyet edildiğine inansaydı, Melik Maviye ile anlaşmaya yanaşmaz, gerekirse kardeşi Hüseyin gibi şehit olmayı göz almaktan kaçınmazdı. Nitekim gerek Hz. Ali, gerekse Hz. Hasan, verdikleri mücadelelerde “İmamet hakkı bizimdir, Hz. Peygamber bize vasiyet etti” iddiasında bulunmamışlardır, onların........
