MUAVİYE’NİN AMEL DEFTERİ
MUAVİYE’NİN AMEL DEFTERİ
Bu yazıda Muaviye’nin cürümler bölümündeki amel defterine bakmaya çalışacağız. Şu var ki, Muaviye’ye isnad edilen cürümlerin a. Sahiden onun tarafından işlenip işlenmediğinin sahih bilgilerle tespit edilmesi, b. “El cezaü min cins’il amel” kuralınca her cürmün (suç ve günahın) kendine özgü ceza miktarı ve niteliğiyle değerlendirilmesi gerekir.
Muaviye’nin “amel defteri” kapandığından suçun tespiti, cezanın takdiri ve infazı Allah’a ve Ahiret Günü’ne kalmış bulunmaktadır. Biz, bu cürümlerin bize nasıl tarihsel bir miras bıraktığı ve bugünkü İslam dünyasının sosyo-politik ve ahlaki tutumu üzerinde ne türden bir etkiye sahip olduğu konusuyla ilgiliyiz.
Kullandığım terminolojide maddi suç ve manevi günahı “cürüm” kavramıyla ifade ettiğimden, Muaviye’nin aşağıda sıralayacağım 15 cürmünden yerine göre bir kısmı müeyyidesi dünyevi ve maddi suçlar, bir kısmı manevi/ahlaki günahlar kategorisine girer.
1. Saray ve debdebe: Muaviye aristokrat bir aileden gelmeydi, zenginliği, gösterişi, yani Kur’an-ı Kerim’in kınadığı tefahuru ve tekasürü (Hadid, 20; Tekasür, 1) severdi. Daha Hz. Ömer zamanında bile gösteriş ve debdebeli hayatı dikkat çekmişti, hatta bir keresinde Şam’ı ziyaret eden Hz. Ömer, “Bakıyorum, Bizans meliklerine benzemişsin” deyince, “Ey Mü’minlerin Emiri, ben sınırda görev yapıyorum, Bizans’a karşı itibarımızı koruyorum,” mealinde savunma yapmıştı. Saray kültürünü Bizans’tan ilk ithal eden Muaviye olmuştur, sonraları Abbasiler, Safeviler, Osmanlılar İran ve Mısır saraylarını ekleyip bu kültürü devam ettirdiler.
2. Ebuzer el Gıfari’nin muhalefeti: Bu durum tahmin edileceği gibi ilk nesil Müslümanların hoşuna gitmez ve içlerinde bu konularda tavizsiz Ebuzer el Gifari’nin yüksek sesle itirazına ve muhalefetine yol açar. Ebuzer, Muaviye’ye iki noktada itiraz eder:
a) Asırlar sonra ortaya çıkacak kapitalizmin ilk nüvesi olan “Kenz”e karşı çıkması. Kenz altın ve gümüşün üst üste biriktirilmesi, servet ve tekasür sevgisi. Muaviye, ilgili ayetin (Tevbe, 34-35) gayrımüslimler için indiğini söylese de Ebuzer bunun Müslümanlar için de hüküm taşıdığını söyler. (Geniş bilgi için bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, III, 513-517; Ali Bulaç, “Modern İktisadın Ruhu Kenz”, The Turkish Post 1-2, 01-04. 06. 2025)
b) Ebuzer Muaviye’nin saray inşa etmesine karşı çıkar ve yüzüne şöyle der: “Sarayda yaşamak haramdır. Eğer sarayı Beytülmal’den yaptırmışsan haram iş işlemişsin, kendi cebinden yaptırmışsan yine israf olduğundan haramdır.”
Muhalefet ve itirazlar durmayınca Muaviye, Ebuzer’i Hz. Osman’a şikayet eder. Bunun üzerine Halife Osman, Ebuzer’i başkente çağırır, onu Rebeze denen çöle sürgün eder. Hz. Osman’ın yapması gereken şey, Ebuzer gibi dev bir sahabiyi haklı bulup saray ve gösteriş kültürünü İslam’a sokan Muaviye’yi uyarması veya en doğrusu görevden almasıydı. Ebuzer, sürgün yeri çölde karısıyla yalnız başına vefat eder, cenazesini kaldıracak kimse bulunmaz, tesadüfen geçen bir kervan onu tanır, hayıflanarak defnederler.
3. Kan davası peşinde koşması – Cahili kabile asabiyeti: Hz. Peygamber, İslamiyet’i bir sosyo-politik model olarak hayata geçirmek isterken Arapların kadim kabile geleneği ve “mevali” kurumundan istifade etti. Kabile geleneği çift kutuplu bir sosyal yapıdır. Hz. Peygamber, kabilelerin nesep asabiyetini terk edip sebep asabiyeti (yüksek ahlaki hayat, adalet ve iyilik amaçlı dayanışma) üzerinde bir araya gelmelerini istiyordu. Kabile pratiğinde;
a) Suçlular korunur, kan bedelleri ödenir,
b) Kan davası güdülür,
c) Çapulculuk, yağma, baskın kabile gelirinin belli başla kaynakları arasında yer alırdı.
Hz. Peygamber (s.a.), bunları toplumsal hayattan işlevsiz hale getirmek istiyordu. “Suçlular korunmaz” ilkesini getirdi ama diyet ödemeyi devam ettirdi, kan davalarını, çapulculuğu ve yağmayı yasakladı.
Ama pek de kolay olmayacaktı. Çünkü derin bir geçmişe ve köklü duygu ve hatıralara dayalı kabile asabiyetinin tekrar uyanması, birliği ve ekonomik/maddi kaynakların belli ölçüler dahilinde adaletlice bölüştürülmesi ilkesinin terkedilip tekrar yağma ve çapulculuğa, kan davalarına dönülmesi tehdidi bütünüyle sona ermiş değildi.
Hz. Peygamber, muazzam bir iş başarmıştı, kabileleri isimleri ve unvanlarıyla tek tek zikrederek Medine Sözleşmesi’nin kurucu aktörleri kıldı (Md. 1-24), merkezi bir kamu otoritesi oluşturdu, çöl hayatı........
