KENDİNİ BİZE TANITAN YÜCE ALLAH
KENDİNİ BİZE TANITAN YÜCE ALLAH
Ateizme yol açan sebeplerden biri tahrifata uğramış dinler, mitolojik tanrı tasavvurları ve filozofların antromoporfik tanrı iddialarıdır. Sahip olduğumuz duyular ve akıl sayesinde bir Tanrı’nın varlığı fikrine varabiliriz, ama Tanrı bize kendini tanıtmadıkça “Kâmil Tanrı” fikrine sahip olamayız. İslam’ın Tanrı fikriyle diğerleri arasındaki temel fark budur.
Bundan önceki yazıda insan ile Allah arasında zaman-öncesi durumda bir misak/sözleşme akdedildiğini, insanların çoğunun ahdinde durmadığını zikretmiştik. İnsanın sözleşmeden sapması onun beşerî zaafıdır. Bu zaaf en seçkin şahsiyetlerde dahi kendini belli eder. Hz. Peygamber (s.a.) “Bazen kalbimi bir perde bürür de günde yüz defa tövbe ettiğim olur” buyurur. (Müslim, Zikir, 41-42; Ebu Davud, Vitr, 26) Peygamber’e bile bu hal arız oluyorsa diğer insanlara arız olması haydi haydi mümkündür ve bu onun yakın çevresi sahabelerde de görülmüştür. Bir keresinde sahabeler, yanındayken yaşadıkları duygu yoğunluğunu ayrıldıktan sonra kaybettiklerini söylemeleri üzerine Hz. Peygamber, “Yanımdan ayrıldıktan sonra eski halinizi koruyabilseydiniz melekler ziyaretinize gelirdi. Siz günahtan azade kimseler olsanız Allah bu fiili işleyen başka bir topluluk yaratır ve onların günahlarını bağışlardı” buyurur. (Müslim, Tövbe, 9-11; Müsned, I, 289)
Demek oluyor ki Allah, diğer kaprisli, anlayışsız tanrılar gibi değildir; O merhamet ve şefkat sahibidir, bağışlamayı sever, tevbeleri kabul eder. Ve hatta insanın günah işleyip de tevbe etmesi, O’na “Afuvv/Affedici” isminin tecellisine vesile olmaktadır: Şunu bilin ki, Allah bir annenin evladına karşı beslediği şefkatten daha çok şefkatli (ve merhametli)dir. (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Tövbe, 22.) İnsandan istenen suç ve günah fiilinde ısrarcı olmamasıdır: “Pişmanlık duymak tövbenin kendisidir.” (İbn, Mace, Zühd, 30; Müsned, I, 422) Tevbe birilerinin önünde kişiliğini zedeleyici, küçük düşürücü pozisyonda itirafta bulunmak değil, -hatta birilerine anlatmak suretiyle suça şahit tutulmaz- tamamen insanın iç dünyasında samimi olarak yaptıklarından pişmanlık duyması ve suçu bir daha işlememeye karar vermesidir: “Suç ve günahtan tövbe eden onu hiç işlememiş gibidir.” (Tirmizi, Kıyamet, 49)
Bu böyledir. Zira insan-Tanrı ilişkisini temellendiren taşlardan biri ümittir. Şeytan’ı, “Can” iken “İblis” kılan ümidini yitirmesidir. Kendi aleyhlerinde suç ve günah işleyenler Allah’tan ümit kesecek olurlarsa İblis’le aynı eyleme iştirak etmiş olurlar. Oysa Allah –şirk hariç- bütün günahları bağışlar. (39/Zümer, 53)
Her suç ve günah cezayı gerektirmez, bu ancak zorba ve ahmakça uydurulmuş tanrıların işidir. Bilgisizlik sonucu işlenen günah değil, bilerek, tasarlayarak zarar verici eylem suç ve günahtır. (41/17; 6/191) Bu açıdan insanın ağır günahı “cahil” vasfından değil “cehul” vasfındandır. Hadis kaynakları günahın tekrarı halinde pişmanlık ve bağışlanma dilenmesi günahta........
