Enfal ve Furkan Günleri Üzerine
Enfal ve Furkan Günleri Üzerine
Yeni Suriye Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı, 18 Ocak 2026’da yayınladığı genelgesinde Cuma günü camilerde Enfal suresinde yer alan ayetleri esas alan hutbe okunması talimatı verdi. Surenin isminin “enfal” olması, bu sırada herkesin hayli hassas olması hasebiyle bilhassa Kürt canibinde geçmişte Irak’ta başında Ali Hasan el Mecid’in bulunduğu ordunun Kürtlere karşı düzenlediği dehşet verici katliamı çağrıştırdı. Saddam Hüseyin’in emriyle 1986-1989 yılları arasında süren katliamda genel kabul gören rakama göre 180 bin sivil Kürt öldürüldü; 1988 Mart ayında ise yine Saddam güçlerince Halepçe’de kimyasal silahların kullanıldığı katliamda hayatını kaybedenlerin sayısı asgari beş bin kişi belirendi ki, bunların neredeyse tamamı çoluk çocuk, kadın, yaşlı sivil insanlardı.
İlk akla gelen soru şu oldu: Hutbenin bu tema ile okutulmasında bir kasıt var mıydı?
Normal zamanlarda Kur’an-ı Kerim’den bir veya birkaç ayet seçilerek hutbe okunur, ister sivil ister resmi ta’limatla olsun, hutbelerde konu seçilirken günün aktüel olayları dikkate alınır, öyle olması da gerekir. Ama güncel olaylara göre ayet veya hadis seçilirken a. Metnin seçilen ayetlerin veya hadisin ana temasına, maksadına uygun olmasına, b. Hutbenin birbiriyle sorunlu olan taraflardan birinin lehine dini argüman ve delil olarak kullanılmamasına azami dikkat etmeli; bu iki kritere riayet edilmeyecek olursa, hakim taraf kendi politik çıkarları doğrultusunda Kur’an ayetlerini istismar etmiş, müslümanların birliğini zedelemiş olur.
Bu bid’at-ı seyyieyi ilk defa vaz’den Muaviye bin Süfyan olmuştur. Amr bin As’ın fikriyle Kur’an ayetlerini mızrakların ucuna taktırmak suretiyle tam yenilecekken Hz. Ali’nin kazanacağı zaferi önlemiş oldu, maalesef o gün bugün müslümanlar birbirlerine karşı yürüttükleri rekabette ve siyasi mücadelede dini istismar ve suistimal etmektedirler.
Son derece kritik ve dramatik günler yaşadığımız bu tarihi vetirede Kürt tarafının hassasiyetini anlamak mümkün, zira 6 Ocak 2026 günü, Şam yönetimi Paris’te İsrail ile anlaşma akdettikten 1 gün sonra Haleb’e askeri operasyon düzenledi, arkasından opresayon SDG’nin kontrolündeki Fırat’ın doğusuna uzandı. Bu askeri ve siyasi atmosferde resmi bir devlet kuruluşu olan Suriye Diyaneti’nin “enfal” temalı hutbe okutması tesadüfi olmasa gerek.
Bazı iyi niyetli insanlar hutbe seçiminin bu amaçla olmadığını öne sürdü. Kötü niyetle olmayabilir, nitekim genel geçer kaide olarak biz insanları “niyetleri”yle değil, “eylem (amel)leri”yle ve eylemlerinin yol açtığı sonuçlarla (el hatima) ile değerlendirmek durumundayız. Ancak hutbenin Türkiye kamuoyuna yansıması iyi niyetle yorumlanmadı, kötü yansıdı. Kötü yansımaya yol açan bir sebep tam bu sırada bir gazete köşe yazarının doğrudan Suriye’deki olaylara atıfta bulunarak süren ihtilaf ve çatışmaları “furkan günleri” şeklinde vasıflandırması oldu. Bu iki olgu (hutbe ve köşe yazısı) gerçekten inciticiydi, Kürt tarafını tamamiyle İslam dışı bir cephe içinde mütalaa ediyordu. İki olgunun kendilerine özgü bağlamları vardı, bağlamları itibariyle olay ve olgularda rol oynayan aktörlere işaret ediyordu.
Şöyleki:
Enfal, kritik bir savaşı etraflıca ve derinlemesine analiz eden bir sure. Furkan günleri, İslam tarihinin bıçak sırtı bir zamanda Müslümanların, kendilerine hayat hakkı tanımayan Mekkeli müşriklerle karşı karşıya geldiği Bedir savaşı (M. 624) için kullanılan sembolik ve semantik değeri yüksek bir deyim: Sure de bu savaşın ardından inmiştir. (Daha geniş bilgi için bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir,III, 405-470.)
Hak ile batılı, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı kısaca ma’ruf ile münkeri birbirinden ayıran furkan, yüksek bir bilinç, özgür bir tercih, ahlaki bir seçim ve dünyevi riskine karşılık uhrevi saadeti kazandıran bir cesaret ve şecaati ifade eder, 310 kişiden ibaret donanımsız, zayıf (ahlaki olarak üstün, askeri ve maddi olarak zayıf/müstaz’af) bir topluluk, kendinden üç kat donanımlı bir kuvveti (maddi ve askeri olarak müstekbir, ahlaki olarak........
