CEMAAT OLGUSU
Küreselleşmenin itibar kaybetmesiyle ulus devletlerin yeniden güçlendiğine veya ulus devletlerin neredeyse tarih dışı evrensel kategori olduğuna ilişkin bir algı oluşturuluyor. Bu yanıltıcı bir propagandadır; eğer Aydınlanma ve modernlik dimdik ayakta ise bu doğrudur ama bireyin aidiyetinin ulus üstü mahiyet kazandığı bu süreçte, en azından ekonomi, ticaret, bilim ve dijital medyada devletlerin ulusal kimlik adına yapabilecekleri çok az kalmıştır. Ulus devletin denetiminden çıkan birey ya amorf küresel boşluğa düşecek veya kendine güvenli, korunaklı bir alan (cemaat) arayacaktır.
Tarih sahnesine çıktığında modernlik insana üç şey vaadetmişti: Özgürlük, refah ve güvenlik. Uzun uzadıya tartışmaya gerek yok, her üç vaad de tamamen ulus devletin ceberut saldırıları karşısında ne doğuda ne batıda gerçekleşti. Üstelik özgürlük, refah ve güvenliği sağlaması beklenen ulus devlet, bizzat kendisi bireyin ve toplumun aleyhine olarak inhisarına alıyor.
Şimdilerde özgürlük her zamankinden çok daha uzak bir yerde. Bundan da en çok mutazarrır olan bireyin kendisi. Bireyin kişiliği şizofrenik biçimde parçalanmış durumda. Liberal kapitalizm özgürlükten “serbestiyet”i anlıyor, bu ise özgürlüğü ahlaki bir sorumluluk olmaktan çıkarıp sınır tanımayan arzuların serbestiyetine dönüştürüyor. Bireyin ve küçük cemaatinin sahici ilişkiler ağında yapabileceği her eylemi, modern devlet kurumlara devretti; sosyal yardım infak ve sadakayı gündelik hayattan kovdu, sosyal devlet ise tamamen kendi bekası için kullanıyor, bizde ise seçmen devşirme aracıdır.
Şizofreniyi derinleştirip yaygınlaştıran başka etken, kurumların her birinin bireyden farklı rol ve görev talep etmesidir. Günün 24 saatinde hepimiz birden fazla rol oynuyoruz. Hukuk, iktisat, eğitim ve diğerleri bizden farklı roller talep ediyor ve biz her talebe uygun bir cevap verme durumunda kalıyoruz. Bunun sonucunda tehlikeli mistifakasyonlar baş gösteriyor, sahte dinler, gurular, hurafeler, medya şarlatanları vaizler, medyumlar, sahte mesihler, mehdiler zuhur edip duruyor. Modern ve postmodern dünyanın en temel gerçeği cemaatlerdir; Amerika’da politikayı yönlendirme gücüne sahip Evanjelikler bir cemaattirler.
Güvenliğin tahakkuk ettiği tümüyle yalan, kimsenin hayatı güvende değil. Yeryüzünün tamamını kendi toprağına katmak isteyen Trump’ın Amerikası kontrolden çıkmış bir boğa gibi sağa sola saldırıyor; savaşlar, iç çatışmalar, terör, okul baskınları ve artmakta olan suç oranları.. Dünyamız hiç bu kadar güvensiz olmamıştı. Acımasız savaşlarda meskûn sivil halk üzerine bombalar yağıyor, sadece Gazze’de 75 bin sivil katledildi.
Refah ise bir avuç iktidar seçkininin nimeti. Dünya kaynaklarının beşte dördünü, nüfusun beşte bir’i kontrol ediyor; gelecekte her on kişiden dokuzu yoksul, bir’i refah içinde yaşayacak. Ve bu her ülkede hemen hemen aynı. Türkiye 16. büyük ekonomiye sahip ama yoksulluk içinde yaşayıp sosyal yardıma muhtaçların sayısı 20 milyonun üzerinde. Asgari ücretle geçinmeye çalışanların sayısı 11 milyon 200 bin kişi.
Sekülarizmle eşgüdüm halinde gelişen deizm ve ateizm bireyi de toplumu da çürütüyor, toplumun geldiği nokta hiçbir şeyin bir anlam ve amacı olmayan nihilizm. Kimlik siyasetleri itibarsızlaştırılıyor ama, dini, mezhebi, etnik kimlikli sosyolojilerin nasıl özgürlük, hukuk ve ihtiram içinde bir arada yaşayacaklarına........
