menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRKİYE’NİN NATO YOLCULUĞU

17 0
30.06.2026

TÜRKİYE’NİN NATO YOLCULUĞU

Türkiye, 2004 yılındaki İstanbul Zirvesi’nin ardından ikinci kez NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. 2026 NATO Zirvesi, 7–8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirilecek.

NATO karşıtları, zirvenin Türkiye’de yapılmasına çeşitli gerekçelerle tepki gösteriyor. Güvenlik güçleri, NATO karşıtı eylem hazırlığında oldukları tespit edilen bazı kişilere yönelik operasyonlar düzenledi; gözaltına alınanlardan bazıları çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Türkiye’nin NATO serüveni 1950’li yıllara uzanıyor. İsmet İnönü, NATO’nun kurulduğu 1949 yılında Türkiye’nin bu ittifak içinde yer almak istediğini, başta ABD olmak üzere müttefik ülkelere diplomatik kanallar aracılığıyla ve sözlü olarak defalarca iletti. Ancak o dönemde NATO, yalnızca Kuzey Atlantik ülkelerini kapsayan bir yapı olarak tasarlandığı için Türkiye’nin üyelik talebi kabul edilmedi.

1950 seçimleriyle iktidara gelen Adnan Menderes hükümeti, Kore Savaşı’nın başlamasının ardından Kore’ye asker gönderme kararı aldı ve sonrasında NATO üyeliği için resmî başvuruda bulundu. Kore’de verilen bu destek, üyelik sürecindeki engellerin aşılmasını sağladı. Böylece Türkiye, 18 Şubat 1952 tarihinde Yunanistan ile birlikte NATO’ya resmen üye oldu.

Türkiye’nin NATO’ya üye olmasının temel gerekçesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’nin ülkemizin toprak bütünlüğü ve egemenliğine yönelik oluşturduğu ciddi tehditti.

Savaşın hemen ardından Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği, Türkiye üzerinde yoğun diplomatik ve askerî baskı kurmaya başladı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türkiye ve SSCB tarafından ortaklaşa yeniden düzenlenmesini istedi; Boğazlarda askerî üs talep etti ve Kars ile Ardahan’ın kendisine bırakılması gerektiğini ileri sürdü. Türkiye ise dönemin nükleer gücü olan Sovyetler Birliği karşısında tek başına direnemeyeceğini değerlendirerek NATO şemsiyesi altında yer almayı en güçlü güvenlik garantisi olarak gördü.

Üyeliğin en belirgin kazanımı, NATO Antlaşması’nın 5. maddesi kapsamında sağlanan kolektif savunma güvencesidir. Bu hüküm, bir üye ülkeye yönelik silahlı saldırıyı tüm ittifaka yapılmış kabul ederek ortak savunma yükümlülüğünü doğurmaktadır. Bu mekanizma, Türkiye’nin jeopolitik konumundan kaynaklanan güvenlik risklerini önemli ölçüde azaltmış; özellikle Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidine karşı güçlü bir caydırıcılık sağlamıştır. Aynı zamanda........

© Mir'at Haber