Bir anne yüreği için yazılan o satırlar, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kanun teklifine dönüşmüş durumda.
Aylar önce, MilliGazete.com.tr’de ve Avrupa Milli Gazete’de 17.11.2025 tarihinde yayımlanan “Niye dört, niye beş olmasın? demek kolay; ama aile yoksullukla boğuşurken nüfus artışı mümkün değil” başlıklı yazımda açık bir gerçeğe işaret etmiştim: Aile ekonomik olarak nefes alamıyorsa, nüfus artışı çağrıları karşılık bulmaz.
Ardından yine MilliGazete.com.tr’de ve Avrupa Milli Gazete’de 22.11.2025 tarihinde yayımlanan “Köprü müteahhidine 2,8 milyar yerine 14 milyar bulunabiliyor ama konu anneye gelince üç kuruş bile çok görülüyor” başlıklı yazımda ise daha net bir cümle kurmuş ve şunu söylemiştim:
“Köprüleri yapan müteahhitlere garanti veren devlet, annelere ve evlatlarına da aynı güvenceyi sağlamak zorundadır.”
O satırları annelerin yükünü hafifletmek için kaleme almıştım; bir anne yüreğine dokunma niyetiyle tarihe düşülmüş bir kayıttı. Bugün Meclis gündemindeyse artık söz değil; anneler için karar zamanıdır.
Üstelik o yazı yalnızca bir eleştiri değildi. Arkasını somut bir modelle doldurmuştum.
HER DOĞUM YAPAN, İSTER ÇALIŞAN OLSUN İSTER EV HANIMI, ANNEYE ÜÇ YIL BOYUNCA ASGARİ ÜCRET DÜZEYİNDE MAAŞ BAĞLANMALIDIR. ÜÇ YIL BOYUNCA EMEKLİLİK SİGORTA PRİMLERİ DEVLET TARAFINDAN YATIRILMALIDIR.
Ve yine altını çizmiştim:
HER DOĞAN ÇOCUK İÇİN ASGARİ ÜCRETİN DÖRTTE BİRİ ORANINDA DÜZENLİ BİR ÇOCUK DESTEĞİ VERİLMELİ; BU DESTEK 18 YAŞINA KADAR, EĞİTİM DEVAM EDİYORSA 24 YAŞINA KADAR SÜRMELİDİR.
Bugün görüyoruz ki benzer bir anlayış artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemindedir.
Milliyetçi Hareket Partisi Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk öncülüğünde TBMM Başkanlığı’na sunulan “Ev Hanımlarına Emeklilik ve Annelik Desteği” teklifi, sayıları 10 milyonu bulan geliri olmayan ev kadınlarını sosyal güvenlik şemsiyesi altına almayı hedeflemektedir. Teklifin en kritik yönü, sigorta primlerinin tamamının devlet bütçesinden karşılanmasının öngörülmesidir.
Bu, yıllardır görünmeyen emeğin görünür hâle gelmesi demektir. Bu, “ev hanımı çalışmıyor” algısının yerine “ev hanımı aile ekonomisinin temelidir” anlayışının yerleşmesi demektir.
Meclis’e sunulan pakette yalnızca emeklilik değil, doğrudan aile bütçesini rahatlatacak bir model de yer almaktadır. Çocukları 18 yaşını doldurana kadar – eğitim devam ediyorsa 24 yaşına kadar – her bir çocuk için net asgari ücretin dörtte biri oranında aylık ödeme yapılması öngörülmektedir. Bu madde, 22.11.2025 tarihli yazımda dile getirdiğim çağrıyla birebir örtüşmektedir.
Demek ki mesele hayal değilmiş. Demek ki “para yok” denilen yerde aslında irade eksikmiş.
Yazımda sormuştum: Yap-işlet-devret modeliyle milyarlarca dolar garanti verilirken para var da, annelere gelince mi yok? Çünkü mesele teknik değil; tercihtir.
Devlet tercihini müteahhitten yana kullanabilir. Ama isterse anneden yana da kullanabilir.
Cumhurbaşkanı’nın “nüfus artışında felaket yaşıyoruz” sözleri doğru bir tespittir. Ancak çözüm çağrıda değil, sistemdedir. Genç çiftlerin aklındaki sorular hâlâ aynıdır: “Çocuğa bakabilir miyiz?”, “Geçinebilir miyiz?”, “Anne işe dönemezse ev nasıl dönecek?” Devlet bu sorulara güven veren cevap ürettiğinde nüfus kendiliğinden toparlanacaktır.
“Niye dört, niye beş olmasın?” demek kolaydır; zor olan, o dört ya da beş çocuğun onurla yaşayacağı ekonomik zemini oluşturmaktır.
Elbette teklif yasalaşmadan süreç tamamlanmış sayılmaz. Elbette geliştirilmesi gerekir. Ancak önemli olan ilk adımdır. Kalemle dile getirilen bir fikir artık kanun teklifine dönüşmüştür.
Bu mesele bir parti meselesi değil; bir gelecek meselesidir. Bu mesele ideoloji değil; demografidir. Bu mesele siyaset değil; millet meselesidir.
Ben görevimi yazıyla yerine getirdim; artık söz Meclis’tedir.
Çünkü bir ülkenin en büyük yatırımı beton değil, insandır. Ve insan, annesinin güvencesi kadar güçlüdür.
