menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Artık saklama ihtiyacı dahi duymuyorlar

6 0
25.02.2026

Siyonizm’in gerçek yüzünün ortaya çıkması ve bunun halkımız tarafından anlaşılması noktasında rahmetli Erbakan Hocamız tüm ömrünü vermişti. Bugün Siyonizm ile ilgili “Ya evet bu Millî Görüşçüler haklıymış” ifadeleri 50 yıldır hep bu tehlikeye dikkat çekmelerinden ileri gelmektedir. Bu çerçevede hep ifade ettiğimiz bir diğer husus da Aksa Tufanı Operasyonu’nun büyük bir kırılma olduğudur. Katil Siyonistlerin inşa ettikleri Holokost Endüstrisinin ve “güvenli cennet”lerinin çökmesine sebep olan olaylar dizisi, gerçek yüzlerini ortaya çıkarmıştır. Bu soykırımcı mantığının olaylar sonrası ortaya çıkmış yeni bir olgu olmadığı, zihinsel kodlarında her daim var olduğunu bize gösterdi. Nitekim bunu kamufle etmek için Siyonistler Arz-ı Mev’ud ve benzeri konular gündeme geldiğinde, bunlar aşırıcıların görüşleri veya bunlar Antisemitik projenin parçası, aslı olmayan hususlar gibi ifadeler kullanıyorlardı. Ancak Aksa Tufanı sonrası gelinen noktada artık hiçbir şeyi gizlemek gibi bir dertleri kalmadı. Bunun son örneği de Mike Huckabee’nin yapmış olduğu açıklamalardır.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Amerikalı muhafazakâr gazeteci Tucker Carlson'a verdiği röportajda, Siyonist hastalıklı kafasını herkese bir daha gösterdi. Eski bir Baptist papazı ve Arkansas valisi olan Huckabee, Nisan 2025'te bu göreve atanmış ve katil İsrail hükümeti ile yanlısı gruplar tarafından "İsrail'in gerçek dostu" olarak nitelendirilmişti. Ancak Carlson'la yaptığı konuşma, bunun dostluk ötesinde bir bağ olduğunu ortaya koymaktadır. Bu arada aklıma hep Clinton gelir böyle durumlarda… ABD eski başkanı Bill Clinton, Vietnam’da savaşmamak için askerden kaçmış, o zaman çiçek çocuk olmayı tercih etmişti. Ancak 2002’de yaptığı konuşmada, "Irak’ın saldırması halinde İsrail için silahlanıp savaşacağını ve gerekirse ölebileceğini" söylemiştir. İfade şu idi: "Irak, Ürdün Nehri’ni geçip İsrail’e girerse, hemen elime bir silah alıp cepheye koşarım. Savaşıp, ölürüm."

Röportaja dönecek olursak, görüşme boyunca İsrail'in katillerinin sözde resmi söylemini harfiyen tekrarlayan Huckabee, işgal altındaki Batı Şeria için "Yahudiye ve Samarya" ifadesini kullandı. Carlson'un, İsrail'in "Arz-ı Mev’ud" iddiasının geniş coğrafi kapsamına (Mısır, Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan ve Suudi Arabistan'ın bir kısmı) dikkat çekmesi üzerine Huckabee, "İsrail'in onların hepsini alması iyi olurdu çünkü Tanrı onu onlara verdi" şeklinde konuştu. Tabii bu zalim direkt olarak Türkiye’yi hedef alamadığı için dar bir Arz-ı Mev’ud tanımlaması yapmaya çalışıyor. Elbette bu sözler, İsrail'in topraklarını genişletmesine yönelik açık bir onay. Bunu söyleyen, bir devletin üst düzey bir diplomatı. Zaten de İsrail’in beyan ettiği bir resmi sınırının olmaması onlar için resmi sınırın Büyük İsrail olduğunu net bir şekilde göstermektedir.

Gazze'deki sivil kayıpları gündeme geldiğinde ise Huckabee, İsrail ordusunu savunmak için ABD ordusunu örnek göstererek hem kendi foyasını ortaya çıkarttı hem de aslında beslendikleri yerin aynı olduğunu ortaya koydu. İsrail'in, Irak ve Afganistan'daki savaşlara kıyasla sivillerin korunmasına daha fazla özen gösterdiğini öne sürdü. Düşünün bir ülkenin büyükelçisi başka bir ülkenin ordusunu kendi ülkesinin ordusundan daha "insancıl" ilan ediyor. Sadakatin kime olduğunu aslında net bir şekilde göstermektedir.

Röportajın ardından sosyal medyada açıklama yapan Huckabee, Siyonizm kavramına da açıklık getirmek istedi. Siyonizm'i, "İsrail'in güvenli ve emniyetli bir şekilde var olma hakkına sahip olduğuna dair inanç" olarak tanımlayarak bunun "basit ve net" olduğunu söyledi. İsrail'e desteğin sadece Yahudilere ve evanjelistlere has bir durum olmadığını, birçok Hristiyan'ın da bu çerçevede Siyonist olduğunu belirtti. Hatta bu iddiasını güçlendirmek için, eski papalar 16. Benedictus ve 2. John Paul'ün İsrail ziyaretlerine atıfta bulunarak, Katolik dünyasının etkili isimlerini de Hristiyan Siyonist olarak nitelendirdi (Elbette bu noktada bir önceki Papa Fransua’nın ardından Amerikalı bir papa olan Leo’nun gelmesi de enteresan bir durumdur, zira Fransua Filistin yanlısı bir tavra sahipti). Ancak Huckabee'nin bu "basit" anlatımı veya tanımı, Carlson'la olan röportajındaki sözleriyle çelişiyor. Röportajda, İsrail'in var olma hakkını desteklemek için bunun İncil tarafından emredildiğine inanmanın şart olmadığını söylese de, "Tanrı'nın toprağı onlara verdiği" yönündeki ifadesi, desteğinin açıkça dini bir temele dayandığını gösteriyor. Bu aynı ben ateistim diyen ancak bu toprakların tanrı tarafından vaat edildiğini söyleyen Siyonistlere benziyor. Hem tanrıya inanma hem de onun bir şeyi vaat ettiğine inan…

Huckabee, ABD'li siyasi elitler arasında İsrail'e bu denli bağlı olan tek isim değil. Kongre'de her iki partiden milletvekillerinin katil Netanyahu'yu ayakta alkışlaması, Başkan Donald Trump'ın kendisini "İsrail'in şimdiye kadarki en iyi dostu" olarak tanımlaması, eski Başkan Joe Biden'ın gururla Siyonist olduğunu ilan etmesi ve Senatör Lindsey Graham'ın "ihtiyacı olsun ya da olmasın" iki haftada bir İsrail'e gittiğini söylemesi ve hatta bunun da üstüne çıkan korkunç açıklamaları, bu durumun tipik örnekleri. Eski New York Belediye Başkanı Eric Adams'ın, görev süresinin sonunda "Amerika'nın en büyük şehrinin belediye başkanı olarak İsrail'e hizmet ettiğini" belirterek bu ülkeyi ziyaret etmesi de bu tabloyu tamamlıyor. Uzun süre boyunca İsrail'e bağlılık beyanları ABD siyasetinde bir avantaj olarak görülürken, Carlson-Huckabee röportajı bu durumun sorgulanmaya başlandığı bir dönüm noktası olabilir. Zira röportajın içeriğinden çok, soruları soran kişinin (Carlson) kimliği, röportajın yapıldığı ortam ve hedef kitlesi, Amerikan sağındaki derin bir rahatsızlığı ve şüpheyi gün yüzüne çıkardı. Carlson, doğrudan bir İsrail destekçisi olmaktan ziyade Trumpist bir “Amerika Birinci” (America First) veya MAGA’cı ekibin önemli bir sembolü, öyle ki yaptığı yayınlar ülkede kategorisinde birinci sırada… Nitekim uzun yıllardır akademik çevrelerde tartışılan "İsrail'in ABD siyaseti üzerindeki aşırı etkisi" konusu, artık daha geniş kitleler tarafından da sorgulanır hale geliyor. Amerikalıların, kendi hükümetlerinin yabancı bir ülkeye olan bağlılığına bakışında belirleyici bir an yaşanıyor olabilir.


© Milli Gazete