Sakın unutmayalım
Huzurunda hesap vereceğimiz Allah'ı ve mutlak tadacağımız ölümü unutmayalım.
"Allah'ın huzuruna razı olduğu bir kul olarak varmak" dışında hesabı olanlar, hemen o hesapları bırakıp kulluk sözleşmesine geri dönmelidir.
Allah'ın razı olduğu bir hayat dışında yaşam tarzının hüsran olduğunu unutmayalım.
Allah'a kulluğun tadını almadıkça hiçbir tadın fayda vermeyeceğini unutmayalım. Allah'a kulluğun tadını almak için yapılması gereken salih amellerle birlikte nehyedilenleri de terk etmek lazım.
Salihlerden Ahmed b. Harp şöyle demiştir:
Allah'a elli yıl kulluk yaptım, şu üç şeyi terk edene kadar ibadetin tadını bulamadım:
1- İnsanların rızasını terk ettim, böylece Hakk’ı konuşmaya muktedir oldum.
2- Fasıklarla sohbeti (arkadaşlığı) terk ettim, böylece salihlerin sohbetini buldum.
3- Dünyanın tadını terk ettim böylece ahiretin tadını buldum.
Yaşadığımız buhranlar, maddi ve manevi kaoslardan bizi kurtaracak tek reçetenin İslam reçetesi olduğunu unutmayalım.
Bu çağ dışı karanlıklardan bizi aydınlığa çıkaracak tek gerçek: Kur’an ve Sünnet’e tabi olmaktır.
Cehaletin karanlığından ilmin aydınlığına,
Zulmün karanlığından adaletin aydınlığına,
Bidat ve hurafe karanlığından sünnetin aydınlığına,
Kula kulluk karanlığından, kulların Rabbine kulluk aydınlığına çıkaracak yegâne reçete KUR’AN VE SÜNNET olduğunu unutmayalım.
Tevhid gemisinden başka hiçbir vasıtanın bizi kurtuluş rıhtımına ulaştıramayacağını unutmayalım.
Sevr mağarasında: "Muhakkak ki Allah bizimle beraberdir."
Balığın karnında: "Senden başka ilah yoktur."
Zindanda: "Biz sana ortak koşacak değiliz."
Ashab-ı Kehf mağarasında: "Ondan başka bir ilaha asla dua edip kulluk etmeyeceğiz."
Evet sonuç olarak bizler, batılın karanlığından Hakk’ın aydınlığına çıkmak için tevhide muhtacız.
Allah'ın istediği gibi bir hayat ancak Kur’an ve sünnete ittiba ile mümkündür.
Dini Allah’ın istediği gibi, Rasulüllah’ın yaşadığı gibi yaşamayınca, devreye meşrep nostaljileri ve otorite dini giriyor. Ve o kişi, yaşadığı karmaşık terkibi veya sentezi saf İslâm zannediyor.
Bidat ve hurafelerden uzaklaşmadıkça, tevhid iklimi zevkinde Allah'a kulluk yapılamayacağını unutmayalım.
Allah'ın koyduğu sınırları korumadan sahih dine asla ulaşılamaz. Allah kendi dinini koruyanların koruyucusudur. Allah, kendisine dayananların yar ve yardımcısıdır.
Rasulüllah Efendimiz ibn-i Abbas'a şöyle buyurdu: "Ey oğul!
Allah'ı koru ki, O da seni korusun. Allah'ı koru ki, O'nu önünde bulasın. Dileyecek olursan, Allah'tan dile. Yardım isteyecek olursan Allah'tan yardım iste! Şunu bil ki, eğer bütün insanlar bir şey ile sana faydalı olmak için bir araya toplanacak olsalar Allah'ın senin için yazmış olduğundan başka bir şeyle fayda sağlayamazlar. Eğer sana herhangi bir şeyle zarar vermek için bir araya toplanacak olsalar, Allah'ın senin aleyhine yazmış olduğu bir şeyden başkasıyla sana zarar veremezler. (Çünkü) kalemler kaldırılmış, sahifeler(in mürekkebi) kurumuştur.
Durumları gözetip, sınırları korumanın bir gereklilik olduğunu unutma.
Lokman Hekim'in oğluna tavsiyelerinden birisi bu konuyu özetlemektedir;
"Ey oğul! Nebilerin birçoğuna uğradım, onlardan birkaç şey istifade ettim:
Namazdayken kalbini koru...
İnsanların meclisindeyken dilini koru...
İnsanların evindeyken gözünü koru...
Yemekteyken mideni koru...
İki şeyi unut: Sana yapılan kötülüğü ve insanlara yaptığın iyiliği...
İki şeyi de unutma; ölümü ve Allah'ı.
Tercihlerini, ahiretini mamur edecek tarafa kullanmayı unutma.
Rağbetleri dünya değil, ahiret olanlar,
Rağbetleri şehvette değil, sünnette bulanlar,
Rağbetleri batılda değil, Hak’ta görenler,
Rağbetleri şeytanın izinden değil, Rabbinin yolunda gidenler ancak kurtuluş zümresidir.
Salihlerle ve sadıklarla birlikte olmaya gayret et. Çünkü salihler meclisi insanı ahirete yönlendirir. Bu manayı İbni Kayyim el Cevziyye şöyle ifade eder:
"Salihlerle oturmak altı şeyi altı şeye çevirir: -Şüpheyi tereddütsüzlüğe,
• Gösterişi ihlasa,
• Dünya rağbetini ahiret rağbetine,
- Kötü niyeti samimi iyi niyyete.
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
"Rahatlık anında Sen Allah'ı tanı ki; zorluk anında da Allah seni tanısın." (Müsned)
Yani bolluk, sıhhat, selamet ve rahatlık içerisindeyken sen, Allah'a hakkıyla kulluk yapar isen; Allah da senin dünya ve ahiret sıkıntılarında, sana yardım eder.
Dünya ve ahireti imar etmek için İmam Şafi’nin haber verdiği şu hakikati unutmayalım:
"Dünya ve ahiret hayrı şu beş haslettedir:
2- Kimseye eza etmemek
4- Takva elbisesini kuşanmak.
5- Her halde Allah'a güvenmek.
Bu dünyanın ahiretin tarlası, imtihan mahalli olduğunu unutmayalım.
Günah ise istiğfara muhtaçtır.
Her kim ki; şükreder, sabreder ve istiğfar ederse dünya, ahiret saadetini elde etmiş olur.
Sonuç itibarıyla dünya ve ahiret işlerimizi sağlam yapmakla memur olduğumuzu unutmayalım.
Rasulüllah Efendimiz şöyle buyurdu:
"Allah, sizden birinizin yaptığı işi (ameli, görevi) sağlam ve iyi yapmasını sever. (Taberani)* Peygamberimiz’in en güçlü sünneti, yaptığı her işi en güzel ve sağlam yapması idi. Ahiret ameli de dünya muamelatı ve işi de hilesiz ve en kaliteli idi. Onun sünnetine ittiba ettiğini söyleyen Müslümanların öncelikle kaliteli bir adam sonra kaliteli bir Müslüman olması gerekir. Kaliteli bir adam muamelatından belli olur. Muamelat güzelliği de dindeki kaliteyi TAKVA'yı getirir.
Müntesibi olduğumuz dini, temsil ile memur olduğumuzu UNUTMAYALIM.
