Ortadoğu kazanı
Churchil’in, “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir” dediği söylenir. Ortadoğu coğrafyası üzerinde kirli emelleri olanların, yıllardır bu topraklarda nasıl kan emici, vampirce bir sömürge siyaseti güttüklerinin temel felsefesini oluşturan bir sözdür aslında bu.
İslam coğrafyası üzerinde türlü entrikalar ve desiseler geliştiren emperyalist ülkelerin, yıllardır kan ve gözyaşı üzerine bir kurguyla hareket ettiklerini, bu coğrafyayı karıştırmak, kaos oluşturmak için türlü orta oyunları ortaya koyduklarını tahmin etmek için zeki olmaya gerek yok.
Dünyanın jandarması Amerika’nın “Ortadoğu’nun teröristi” İsrail’i sürekli arkalamasının perde gerisinde, Siyonizmin bu coğrafya üzerindeki emelleri ve arzuları yatmaktadır. Gazze’ye günlerce bomba yağdıran, masum insanları hunharca katletmekten geri kalmayan İsrail, “Arz-ı Mev’ud” hesaplarını, Fırat’tan Nil’e kadar uzanan coğrafyayı Siyonizmin toprakları olarak görme idealini sürekli gündemde tutuyor.
Bu idealini, emelini dünyanın jandarması Amerika’ya da bir şekilde dikte ettiriyor. Yazılı ve görsel basın, Hollywood dahil olmak üzere, yıllardır “Yahudilerin nasıl bir mazlum millet olduğu” kuyruklu yalanını bizlere yutturmak için var gücüyle uğraşıyor.
İslam coğrafyası üzerindeki tüm entrikalar, planlar ve kurgular, sadece İsrail’in vahşi emellerinden müteşekkil değil. Dünya petrollerinin sahibi olarak geçinen tüm küresel şirketler, bir şekilde bu topraklardan rant ve menfaat devşirebilmek için vargüçleriyle çabalıyorlar. Churchil’in “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir” sözüyle kastettiği şey, Ortadoğu coğrafyasının yer altı zenginliklerinin küresel emperyalistlerin kasalarına aktarılması operasyonundan başka bir şey değil aslında.
İşin tuhaf boyutu, Ortadoğu’daki bu entrika ve emperyalist oyun devam ettiği müddetçe, Türkiye’nin bölge üzerindeki rolü ve fonksiyonu.
Hiç kimse, “Türkiye, İslam ülkeleri nezdinde itibar kazanmıştır. Bu itibarı daha da artmaktadır” gibi hamasi nutukların arkasına saklanmasın.
İslam ülkelerindeki her dönemdeki karışıklıkların arkasında kimler vardı?
Bu kaosu kimler üretmişti? Zaten kukla olan liderlerin koltuklarından edilmesinin ardından işbaşına gelenlerin yüzleri nereye dönüktür?
Bütün bunların sorgulanması ve Türkiye’nin kendisine bir yön tayini yapması gerekir.
Efe siyasetiyle, Kasımpaşalı siyasetiyle koskoca bir coğrafya dizayn edilemez. Bu işler diplomasi oyunudur. Diplomasi ise bir satranç tahtasında, üç-beş hamle sonrasını görebilme sanatıdır. Eğer attığınız bir adım, ürküttüğünüz kurbağalara değmeyecekse, bu adımdan vazgeçmesini de bileceksiniz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İran, ABD-İsrail savaşı için “Türkiye bölgede güven unsuru olduğunu teyit etmiştir” diye efeleniyor. Siyonist İsrail’e “Ateşkesi bombalayacak, ihlal edecek, provokasyon yapacak” diyerek karşı çıkıyor, ama Dünyanın jandarması ABD için ağzını bile açmıyor. Bu savaşı sadece İsrail başlatmadı! Bu savaş küresel eşkıya ABD ve Siyonist İsrail’in el birliğiyle Orta Doğu’yu yangın yerine döndürdüğü bir savaştır.
Göreve geldiğinde “Ben Büyük Orta Doğu projesinin eş başkanıyım” diye övünen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hatırlatmak gerekiyor: Bu savaşla Büyük Orta Doğu Projesi Büyük İsrail Projesine evrildi. Siyonist İsrail, Orta Doğu’da kendisine yeni sınırlar çizmek için çabalıyor. İran’a eş zamanlı olarak başlattığı saldırılarda Lübnan’a da saldırılar düzenledi. Lübnan’ı işgal arzusu dolayısıyla milyonlarca kişi yerlerinden edildi. Üstelik kan emici Netenyahu, İran ABD ateşkesinin başladığı ilk günlerde bu ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını deklare etti. Lübnan ile ateşkes daha sonra imzalandı. Ama Lübnan’da işgal ettiği bölgelerde kalıcı olmayı sürdürüceğini de açık açık itiraf ediyor.
Konjonktürü iyi okumak, geleceği iyi görmek, hesabını kitabını buna göre yapmak gerekli.
